KONUK YAZARLAR

VURUN KAFİRE!..

 

ODTÜ’nün İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde okurken Psikoloji Bölümü’nü bitiren ve Kadir Has Üniversitesi’nde Sinema ve Televizyon alanında yüksek lisans eğitimi alan; Uykusuz dergisinde mizah yazarı, “Ben Tek Siz Hepiniz” adlı kısa filmde oynayan, işçi baba ile memur annenin 1994 Mamak’ta dünyaya gelen ve son yıllarda Türkiye “stand-up” sahnesinin en dikkat çeken ismi olan İmran Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” (1) adlı gösterisi ile Cumhur İttifakı’nı son kurtarıcısı (!) oldu…

Türkiye’nin yakıcı gündemi: 7-8 Temmuz tarihleri arasında Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesi’nin Türkiye’ye getirisi ve götürüsünün irdelenmesi, emekli ve memur maaşlarına temmuz ayında yapılacak zamların belirlenmesinde kullanılan TÜİK’in ilan ettiği enflasyon oranları ile ENAG’ın tespitlerinin karşılaştırılıp tartışılması ve çok daha önemlisi, siyasi iktidarın “CHP’ye el koyması” ya da daha doğru bir ifade ile ana muhalefet partisi olan “CHP’nin  fiilen kapatılmasıdır” iken, Deniz çocuk Türkiye’nin gerçek gündemini derin denizlere attı!..

İktidarın bir numaralı adamıdır, yeri Denizer’in yanıdır!..

☆☆☆

Sosyal Medya trollerinin, çağdaş ülkelerde sıradan bir komedi olayı olarak görülen “Ölü Deniz” gösterisi hakkında, kendi seviyeleri ile örtüşen kışkırtmalarına bugün hiç girmeyeceğiz.

Dün, ortaokuldan terk bir ayakkabı boyacısı ile boya süresi içerisinde yaptığım ve toplumun yapısı hakkında önemli ip uçlarını veren kısa sohbet, oldukça dikkati çekicidir…

Boyacı soruma karşılık olarak:

O Çorumlu çocuk dini değerlerimizi aşağıladı” dedi…

Dini değerler nelerdir ve hangi sözleri ile hangi dini değerimizi aşağıladı?”  soruma cevap veremedi…

İşaret parmağı ile ayakkabımın ucuna vurup, cilaya geçti…

Çorumlu boyacı gibi milyonlarca yağcımız, diplomalı cahilimiz var…

Onları kim tetikliyor da sahaya sürüyor acaba?..

☆☆☆

Meğer Diyanet İşleri Başkanlığı son Cuma hutbesinde bu konuyu gündemine almış.

Rastlantı olduğunu hiç sanmıyorum, bilinçlidir.

3 Temmuz 2026 tarihli “Yaz Kur’an Kursları” konulu Cuma hutbesinde; “kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması” (2) ifadesine yer verildi…

Hutbede isim verilerek Deniz hedef gösterilmedi tabii ki.

Ancak Deniz Göktaş hakkındaki soruşturmanın hemen ardından bu hutbenin yayımlanması, kamuoyunda, hutbede geçen bazı ifadelerin o gösteriye gönderme olduğu yönünde kanaat uyandırdı…

Mesele gayet iyi anlatılmıştır:

Demek ki “kutsallarımız alaya alındı”!

Ondan sonra at kaçtı, torba düştü!..

☆☆☆

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşan 185 CİMER başvurusuna karşılık, Diyanet’in hutbesinden sonra “Ölü Deniz”i izleyenlerini sayısı 10 milyonu aştı… (3)

Bu ne diyeceksiniz?

(Bu rakamlar Komedyen Deniz Göktaş’ın kullandığı sözlerin toplum içerisinde nasıl karşılık bulduğu hakkında bir fikir vermektedir.) 

☆☆☆

Birkaç gün önce başlayan bu komik süreci, durumdan “vazife” çıkartanların, maniple yapanların, siyasi iktidara alan açanların hastalık seviyesindeki paylaşımları ile yandaş Sosyal Medya hesaplarından izleme yerine, bu defa –olayın özelliği nedeniyle– 13 dilde nesnel yayın yapan Avrupa’nın yüzde 82’sinde izlenen “Euronews” haber sitesinden (4) izlemenizi tavsiye ediyorum…

Ancak o zaman:

Etki altında kalmadan daha akıllı çözümlemeler yapabilirsiniz…

☆☆☆

Yurt dışında tatil amacı ile bulunan Komedyen Deniz Göktaş, hakkında başlatılan kampanyadan ve olası soruşturmadan haberdardı.

Söylediği günde de ülkeye giriş yaptı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı beklendiği gibi Deniz’i hava limanında; “kaçma” ve “delilleri karartma” şüphesi ile gözaltına alarak Emniyet’e yolladı.

Mizaha karşı kara mizah mı dersiniz, kısasa kısas mı o sizin bileceğiniz!

Kelepçesiz yolculuk yapan Deniz’e, Emniyet’te ters kelepçe takılarak görüntüleri kaydedildi.

Sonra bu görüntüler beğenilmeyip, yeniden kelepçe takılarak kayıtlar yapıldı.

Komediye karşı komedi, nasıl derseniz!

Bu işlem 5 kez tekrarlanıp, istenen görüntülerin kaydedildiği kanısına varılınca servis edildiler…

Görenler duyanlar sahneye yeni bir komedi konuluyor sandılar!..

Halbuki Türkiye gerçeğinin ta kendisi yaşanıyordu.

Deniz çıkartıldığı Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanarak doğruca Çorlu Cezaevine gönderildi…

Oh oldu!..

Siz onun gözaltına alındığı günden tahliye olacağı güne kadar tutacağı kayıtlara bakın hele…

Türkiye’nin göremediğiniz o büyük haritasını yeniden çizecek!..

Günlerce kapalı gişe oynayacağına bahse girerim…

☆☆☆

Komedyen Deniz; neyle suçlanıyordu, nasıl ifade verdi -şimdilik- bunları bilemiyoruz.

Basına yansıtıldığı kadarıyla, suçlamaların iki noktada toplandığını söyleyebiliriz:

Birincisi Kur’an’ın vahiy süreci ve kutsal kitaplar hakkında mizahi değerlendirmeler yaptığı bölümdür.

İlk üç kitap iyiydi, dördüncüde çeviri zayıf…”  ve devamında “son kitap” ifadesi üzerinden mizah yapmıştı.

Kutsal kitapları karşılaştıran espriler, soruşturma konusu edilebilir mi?

Edilemez” diyenler parmak kaldırsın…

☆☆☆

Yukarıdaki sözler, özellikle “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasına dayanak olarak gösteriliyor.

Deniz’in avukatı tarafından, gösteride seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı “Utangaç diktatörden kendi kimliğiyle barışık diktatöre…” ifadesi nedeniyle de ayrıca “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması kapsamında soruşturma yürütüldüğü açıklandı.

Bu ikinci suçlama o kadar eğilip bükülmeye müsait ki, herkesin başına olmadık bir anda gelebileceği korkusu, toplumda yerleşmiş gibi…

Demek ki, Çorumlu çocuk özellikle TCK 216/3 ve TCK 299 maddelerini (5) çiğnediği için bizim ayakkabı boyacısını bu kadar kızdırmıştır!..

☆☆☆

O halde bu iki maddenin, hangi eylemleri suç kabul ettiği ve bu suçların unsurlarının neler olduğunu ana hatları ile öğrenmemiz gerekiyor.

Birinci suçun işlenebilmesi için, dini değerlerin alenen aşağılanması ve bu fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması gerekiyor.

Birinci unsurda nasıl bir “aşağılanma” yapılmıştır?

Şu ana kadar bu konuda kimsenin tek bir söz ettiği yok.

Oysa Deniz’in sözleri son derece açıktır:

Aşağılama yapmışsa, “zayıf çeviri”leri yapanları aşağılamıştır.

Bunlar ise şahıslardır ve bu (çevirileri yapan) şahıslara karşı yapılan aşağılama, hiçbir şekilde “dini değerleri” aşağılama olarak kabul edilemez!

Çünkü -peygamberler hariç- kişiler “dini değer” olarak kabul edilemezler!.. 

☆☆☆

İkinci unsur ise çok daha önemlidir.

Yasa, yalnızca “incitici” veya “rahatsız edici” ifadeleri değil, kamu barışını bozma tehlikesi taşıyan aşağılamaları cezalandırmayı amaçlamaktadır…

Kullanılan sözlerin “kamu barışını bozmaya elverişli” olup olmadığının tespitini kim yapacak veya yapmıştır?

Hayati önemdeki bu husus, bir savcının/yargıcın kişisel yorum ve değerlendirmesine bırakılamaz!..

☆☆☆

Söz söylenmiş ve “kamu barışı” bozulmuşsa, artık ortada başka suçlar da oluşmuş demektir.

O suçlar hakkında soruşturma başlatılmış mıdır?

Hayır!

Kamuoyu yoklamaları, anketler, karşı gösteriler vb. eylemler yaşanmış mıdır?

Hayır!

O zaman, kamu barışının bozulduğu, nereden ve nasıl anlaşılmıştır?

Soruşturma konusu sözler 1 ay 6 gün önce söylendi ve toplum bu sözlere herhangi bir tepki göstermediğine göre “kamu barışı” da bozulmamış demektir.

Somut gerçeklik budur…

Kamu barışını bozmayan bu sözleri, daha sonra ısıtıp köpürterek ve dini hassasiyetleri kaşıyarak “kamu barışını bozmaya elverişli” hale getirmek asla mümkün değildir…

☆☆☆

Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun unsurları nelerdir, hangi sözler Cumhurbaşkanına hakaret sayılır?

Kusura bakmayın, bu konuya giremiyorum.

Zira yapacağım açıklamaların “Cumhurbaşkanına hakaret” olarak değerlendirilmeyeceğini garanti edemiyorum!..

☆☆☆

Dilerseniz Anayasamızın 90. maddesi 5. fıkrası (6) ile kararlarına uymayı taahhüt ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu konudaki yaklaşımını özetleyeyim.

AİHM’nin “ifade özgürlüğüne” ilişkin yerleşik ilkesi şudur:

İfade özgürlüğü, yalnızca toplumun hoşuna giden düşünceler için değil; rahatsız eden, şoke eden ve sarsan düşünceler için de geçerlidir.

Bu ilke, AİHM içtihadının temel taşlarından biridir.

AİHM, demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğini vurgular…

Ancak AİHM aynı zamanda dinî değerlere yönelik her türlü ifadeyi otomatik olarak korumaz.

Mahkeme, devletlerin dinî barışı korumak amacıyla belirli sınırlamalar getirebileceğini de kabul etmiştir.

Dolayısıyla AİHM’min yaklaşımı; bağlam, amaç ve etkinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir…

☆☆☆

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

Siyasi hiciv içeren sözler, ifade özgürlüğü kapsamındadır…

☆☆☆

Bir de anayasal düzene bakalım:

Anayasa’nın 26. Maddesi (7) hem din özgürlüğünü hem de ifade özgürlüğünü birlikte koruma altına alır.

Demokratik toplumlarda bu iki özgürlük zaman zaman çatışabilirler.

Bir tarafta; “kutsallarıma hakaret edilmesin” diyen vatandaşlar olur, diğer tarafta; “sanat ve mizah özgürlüğüm var” diyen sanatçılar bulunur.

Hukukun görevi bu iki hakkı dengelemektir.

Birini ortadan kaldırmak değil…

☆☆☆

Şimdi bir suç ihbarı yaparak çekiliyorum:

Malumunuz Diyanet’in hutbesinin zamanlaması oldukça manidardır.

Hukuken tartışılabilecek en önemli noktalardan biri aslında bu noktadır.

Hutbe; soruşturmanın devam ettiği, henüz mahkeme kararının bulunmadığı ve suçluluğun kesinleşmediği bir aşamada yayımlanmıştır.

Eğer hutbe, gerçekten devam eden bu dosyaya gönderme amacı ile yayınlandıysa çok ayıp edilmiştir.

Çünkü dini değerler (8) bu şekilde zedelenmiştir.

Hutbenin, devam eden bir yargılama hakkında güçlü bir kamusal kanaat oluşturabileceğine kuşku yoktur.

Hal böyle olunca:

TCK m.216’da ifade edilen “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunu” bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın işlediğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır.

Buyurun, başka sorum yoktur sanık sizindir!..

☆☆☆

İnançlı olan insanlar ile inançsızların, (dedikodu, yalan ve iftira konularında) mutlaka kendilerini tanımaları gerekiyor; o bakımından 8 numaralı dipnotun dipnotlarını okumadan bir yere gidemezsiniz…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR

(1) Soruşturma konusu yapılan gösterinin tamamını bu bağlantıyı açarak izleyebilirsiniz. https://youtu.be/ksaVzHyClto?si=CN8C_pPQTadp1cHJ 

(2) 3 Temmuz 2026 tarihli “Yaz Kur’an Kursları” konulu cuma hutbesinde şu ifadeler yer aldı:

“Modern çağın getirdiği tüketim kültürü, dijital mecraların bilinçsiz kullanımı, zaman zaman kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması, çocuklarımızı günden güne değerlerimizden uzaklaştırmaktadır…”

https://dinhizmetleri.diyanet.gov.tr/Documents/Yaz%20Kur’an%20Kurslar%C4%B1.pdf

(3) Deniz Göktaş’ın YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisi; ilk 24 saatte 1 milyonun üzerinde, birkaç içinde 4,5 milyonu geçmişken, yayından sonraki 6. gün 7 milyona ulaşmış; soruşturma başlatıldığının duyulması ile de10 milyon görüntülenmeyi aşmış durumdadır…

https://www.evrensel.net/haber/5991031/tutuklanan-deniz-goktas-in-gosterisi-10-milyon-izlendi

(4) https://tr.euronews.com/2026/07/03/komedyen-deniz-goktas-tutuklandi?utm_source=chatgpt.com

(5) Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

Madde 216- 1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

***

Bu olaydan sonra siyasi iktidar tarafından “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlaması ile halkın gözünün korkutulmasının sıkça gündeme gelme olasılığı bulunmaktadır. O bakımdan bu suçun oluşması için hangi unsurların bulunması gerektiği birkaç bilimsel makale ile bilgilerinize sunmak isterim:

a.) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1441155

b.) file:///C:/Users/avcem/Downloads/454584.pdf

c.) file:///C:/Users/avcem/Downloads/805559.pdf

d.) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1441155

***

Cumhurbaşkanına hakaret

Madde 299- 1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

(6) ANAYASA Madde 90/5:

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

(7) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti

Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

(8) https://cemilcan.gen.tr/biraz-da-din-dersi-yapalim-mi/

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir