KONUK YAZARLAR
-
KOZİNOĞLU 2011’DE NELERİ GÖRMÜŞTÜ?
Zaman hangi belgeleri ortaya çıkardı? Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde kaleme aldığı el yazıları, aradan on beş yıl geçtikten sonra yeniden okunmayı hak eden bir dönem belgesi niteliğindedir. 2011’de henüz 17–25 Aralık süreci yaşanmamış, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gerçekleşmemişti. FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin bugün elimizde bulunan çok sayıdaki soruşturma dosyası ve mahkeme kararı da henüz ortada yoktu. Kozinoğlu ise devletin bazı kurumlarında Fethullah Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdüğü kadrolardan söz ediyordu.[1] Bugün önemli bir imkâna sahibiz: 2011’de ne yazdığını biliyoruz; sonraki on beş yılda hangi belgelerin ortaya çıktığını da biliyoruz. Bu nedenle bu çalışmanın amacı Kozinoğlu’nu peşinen haklı ya da haksız ilan etmek değil, iddialarını sonradan ortaya çıkan…
-
TÜRKİYE’YE BİRKAÇ FÜZE YETEBİLİR Mİ?
Ortadoğu’da bazen bir savaşı başlatan şey, savaş ilanı değildir. Bazen birkaç füzedir. Daha doğrusu, kimin attığı kesin olarak ortaya konulamayan birkaç füze… Bugün Türkiye açısından asıl üzerinde düşünülmesi gereken ihtimal belki de budur… ☆☆☆ Çünkü önümüzde birbirinden bağımsız gibi görünen gelişmeler var: Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bir “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” imzalıyor. (1) Anlaşma, üç ülkeden birine yönelik saldırının üçüne yapılmış sayılmasını öngörüyor. Pakistan ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları sonrasında henüz ortak askeri müdahale görüşülmediğini açıklıyor. Tam bu sırada Yemen’deki İran destekli Husiler güçleniyor; Bab el-Mendeb’i tehdit ediyor, Suudi Arabistan’ın enerji altyapısını hedef alıyor. (2) ABD ise giderek büyüyen bu savaşta doğrudan yeni bir askeri cephe açmak yerine…
-
“DELEGEYE ÇAY ÇEK” !..
İronik gibi gözüken bu başlık aslında Türkiye gerçeğini üç kelime ile çarpıcı bir şekilde özetlemektedir. Yeni Parti’nin “delege mi üye mi?” tercihine dönük önerisi, Türk siyasetinde ezberleri bozabilir! Evet, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ama şu soruyu sormadan gerçek bir demokrasiden söz edebilir miyiz? Bir siyasi partinin yöneticilerini gerçekten kim/kimler seçiyor? Partinin bütün üyeleri mi? Yoksa üyelerin arasından seçilen ve sayıları oldukça sınırlı olan delegeler mi? Türkiye’de siyasi partilerin iç işleyişine bakıldığında, cevabın çoğu zaman ikinci seçenek olduğunu görüyoruz… ☆☆☆ İşte Yeni Parti’nin tartışmaya açtığı model tam da bu noktada önem kazanıyor: İl ve ilçe başkanlarını bütün parti üyeleri doğrudan seçsin. İlk bakışta son derece basit görünen bu öneri,…
-
“SAVUNMA HAKKI”NI DA MI SUSTURACAKSINIZ?
İktidarın en güçlü siyasi rakiplerinden biri önce tutuklanıyor, sonra mahkeme salonunda savunmasının sınırlandırıldığı ileri sürülüyor, ardından bu savunmayı kitaplaştırarak halka ulaştırma girişimi de engelleniyorsa, artık yalnızca bir ceza davasını değil, hukuk devletinin nereye sürüklendiğini konuşmak gerekir. Türkiye’de son yıllarda yaşananların en tehlikeli tarafı, “hukukun üstünlüğü” nün bir “ilke” olmaktan çıkarılıp siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre esnetilebilen bir “araç” haline geldiği yönündeki giderek güçlenen kanaattir… ☆☆☆ Bu düşünce yalnızca muhalefetin iddiası değildir. Yıllardır Avrupa kurumlarının, uluslararası hukuk çevrelerinin ve insan hakları kuruluşlarının Türkiye’ye yönelttiği eleştirilerin merkezinde de aynı sorun bulunmaktadır: Yargı bağımsız mı? Muhalifler hukuk önünde gerçekten eşit mi? Savunma hakkı herkes için aynı ölçüde geçerli mi? Bugün Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı…
-
YANGIN HIZLA BİZE DOĞRU YAKLAŞIYOR!..
İsrail Türkiye’ye sınırlarını göstermek amacıyla sınırımızın 70 km güneyindeki Ebu Zuhur Hava Üssünü vurduğunu duydunuz. Dünya kamuoyu saldrıyı İsrail güç kullanarak; Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun önünü kesmek için gözdağı verdi şeklinde okudu. (1) Netanyahu’nun son dönemde Türkiye’yi giderek daha fazla bir “güvenlik tehdidi” olarak sunması, iç politika malzemesi gibi değerlendirilmesi hatalıdır. Her ne kadar İsrail basınında bu durum “seçim” bağlamında tartışılıyorsa da kazın ayağı öyle değildir.. Al-Monitor, Netanyahu’nun seçim baskısı altında Türkiye’yi yeni bir güvenlik hedefi haline getirdiğini yazıyor. (2) ☆☆☆ ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Türkiye’yi kışkırtma” ve seçim bağlantısına ilişkin sözlerini dikkatlice analiz etmek gerekir. Financial Times Barrack’ın saldırının İsrail’in sonbahar seçimleri öncesinde Türkiye’yi çatışmaya çekme girişimi olabileceğini aktarıyor.…
-
SİLAHLAR NEREYE GİDECEK?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gerçek muhatabı PKK, YPG/SDG mi yoksa ABD mi? Bu sorunun yanıtını arayacağız. Kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun (1) TBMM’nden 468 oyla geçmiş olmasına ragmen henüz Cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak Resmi Gazete’de yayınlanmadı. Kanunun uygulanması terör örgütünün elindeki silahları teslim etmesi ve bu durumun Türk resmi makamları (MİT ve MGK) tarafından teyit edilmesi şartına bağlanmış. Bu durumda önümüze PKK, YPG/SDG elindeki silahları Türk resmi makamlarına teslim edebilir mi? sorusunu getiriyor. Zira ABD hukukunda, Suriye’deki “partner” güçlere verilmiş bazı malzemelerin ABD’ye geri dönmesi halinde tekrar DoD (Department of Defense) stoklarına alınabileceğini düzenleyen hükümler bulunuyor. (2) Bu hükümlerden bazı malzemelerin (silah ve…
-
TÜRKİYE YENİ BİR SAVAŞA MI HAZIRLANIYOR?
(Çerçeve Yasa ile Mekke Anlaşması aynı fotoğrafın Iki ayrı karesi gibi!) Türkiye’nin önünde dikkatle okunması gereken bir tablo var. Bir yanda “Terörsüz Türkiye” süreci ve PKK’nın silah bırakmasını hedefleyen Çerçeve Yasa hazırlığı… Diğer yanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması ve bunun getirebileceği yeni bölgesel askerî sorumluluklar… Bu iki gelişmenin aynı planın parçaları olduğunu söylemek için henüz elimizde kanıt yok. Ama aynı dönemde ortaya çıkmaları, şu soruyu sormamızı engellemiyor: Türkiye içeride savaşı bitirirken dışarıda yeni bir savaşın sorumluluğunu mu üstleniyor?.. ☆☆☆ PKK meselesi kapanırsa ne olacak? Çerçeve Yasa‘nın amacı, kamuoyunda “PKK’ya af” olarak tartışılsa da hukuken genel af niteliğinde olmayan bir düzenlemeyle, silah bırakan örgüt mensupları…
-
“NAS ORTADA SANA BANA NE OLUYOR” !..
“Bir devletin ekonomi politikasının gerçek özeti, seçim meydanlarında verilen vaatlerde ve televizyon konuşmalarında (1) değil, bütçe rakamlarında gizlidir.” Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu, (2) Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu anlamak bakımından son derece önemli ipuçları vermektedir. Raporda yıl sonu vergi gelirleri tahmini 13,8 trilyon TL’den 14,5 trilyon TL’ye, faiz gideri tahmini ise 2,7 trilyon TL’den 2,8 trilyon TL’ye yükseltilmiştir. Bu iki rakam birlikte okunduğunda, ekonomi yönetiminin temel “başarısının” daha fazla vergi toplamak; başarısızlığının ise bu gelirin önemli bölümünü artan faiz yükü nedeniyle tüketmek olduğu görülmektedir… ☆☆☆ Devlet bütçesi yalnızca gelir ve gider cetveli değil, aynı zamanda hükümetlerin siyasal ve ekonomik…
-
CHP’DEN İSTİFA EDİYORUM !..
Kuruluş ayarlarını bozdukları ve büyük bir planın parçası olarak Atatürkçü Düşünce’yi terk etmeye başladıklarını gördüğüm Kemal Kılıçdaroğlu (KK) ve ekibini eleştirmeye başladığım için daha 2011 yılında KESİN İHRAÇ talebi ile disipline sevk edilmiştim… Ankara İl Yönetim Kuru üyesi olduğum için de disiplin soruşturmasına Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) baktı. O tarihte KK partinin tüm organlarına hâkim olamadığı ve YDK’da da hukukun üstünlüğüne inanan meslektaşlarım bulunduğu için birinci hamlede partiden kovulmamı sağlayamadılar. Ben de doğru bildiğim yoldan bir milim geri adım atmadan yürümeye devam ettim. Yerel gazetelerde, internet sitelerinde makaleler yazdım. Ağırlıkla siyasi iktidara karşı eleştirilerimi sürdürüyordum. O arada KK yönetimini de eleştirmeyi ihmal etmedim. Arşiv değerindeki bu yazılarımı şahsıma ait;…
-
YENİ PARTİ !..
Yeni Parti’nin 40 sayfa tutan programı için, iç tutarlılığı yüksek ve iyi yapılandırılmış olduğunu söyleyebiliriz (1). Programın en güçlü yönleri hukuk devleti, sosyal devlet ve kurumsal reform önerileridir. En belirgin stratejik zorluğu ise CHP ile program benzerliğinin yüksek olmasıdır ki; bu durum, “yeni bir siyasi aktör” olarak kendine özgü bir kimlik oluşturmasını zorlaştırabilir. Böyle olması bence de daha iyidir. CHP’de siyaset yapmanın imkansızlaştığı bir dönemde ayrı bir kimlik belirleme yerine CHP kimliğini öne çıkartmanın sağlayacağı avantajlar daha fazladır. Bununla birlikte, partinin yalnızca programı değil; lider kadrosu, örgütlenme kapasitesi, siyasal dili ve seçmenle kuracağı ilişki de başarısını belirleyecek temel unsurlar olacaktır. Program tek başına önemli bir temel sunsa da seçim…


























