KONUK YAZARLAR

“NAS ORTADA SANA BANA NE OLUYOR” !..

 

 

“Bir devletin ekonomi politikasının gerçek özeti, seçim meydanlarında verilen vaatlerde ve televizyon konuşmalarında (1) değil, bütçe rakamlarında gizlidir.”

Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu, (2) Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu anlamak bakımından son derece önemli ipuçları vermektedir.

Raporda yıl sonu vergi gelirleri tahmini 13,8 trilyon TL’den 14,5 trilyon TL’ye, faiz gideri tahmini ise 2,7 trilyon TL’den 2,8 trilyon TL’ye yükseltilmiştir.

Bu iki rakam birlikte okunduğunda, ekonomi yönetiminin temel “başarısının” daha fazla vergi toplamak; başarısızlığının ise bu gelirin önemli bölümünü artan faiz yükü nedeniyle tüketmek olduğu görülmektedir…

☆☆☆

Devlet bütçesi yalnızca gelir ve gider cetveli değil, aynı zamanda hükümetlerin siyasal ve ekonomik önceliklerinin aynasıdır.

2026 yılı beklentileri dikkate alındığında yaklaşık 14,5 trilyon liralık vergi gelirinin 2,8 trilyon lirası yalnızca faiz ödemelerine ayrılacaktır.

Başka bir ifadeyle; toplanan her 100 liralık verginin yaklaşık 19-20 lirası faize gitmektedir.

Bu tablo, gelişmekte olan bir ekonomi için sürdürülebilir değildir…

☆☆☆

Hükümet vergi tahsilatındaki artışı “mali disiplin”in (3) başarısı olarak sunmaktadır.

Oysa vergi gelirlerinin yükselmesi tek başına ekonomik başarı göstergesi değildir.

Bugün Türkiye’de vergi gelirlerini artıran başlıca unsurlar: Yüksek enflasyon, KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler, gelir vergisinde enflasyon nedeniyle oluşan “matrah sürüklenmesi” (4) ve sıkı vergi tahsilatıdır.

Dolayısıyla devlet daha fazla vergi toplarken vatandaşın reel gelirinin de aynı ölçüde arttığını söylemek mümkün değildir.

Vergi tahsilatındaki artışın önemli bölümü ekonomik büyümeden değil, fiyat artışlarından kaynaklanmaktadır.

Nitekim son yıllarda ücretlilerin satın alma gücü gerilerken vergi tahsilatı hızla yükselmektedir.

Bu durum mali başarının değil, enflasyonun bütçeye sağladığı geçici katkının göstergesidir.

Vergi artıyor ama vatandaşın refahı artmıyor!..

☆☆☆

Son yirmi yılda iktidarın en önemli siyasi söylemlerinden biri “faizle mücadele” olmuştur.

Ancak bugün gelinen noktada bütçenin en hızlı büyüyen kalemlerinden biri faiz giderleridir.

Bu durum önemli bir çelişkiyi ortaya koymaktadır.

Faiz karşıtı siyasi söylem güçlenirken; hazine daha yüksek faizle borçlanmaktadır, iç borç çevirme maliyetleri yükselmektedir ve bütçeden ayrılan faiz ödeneği sürekli artmaktadır.

Ekonomide sonuçları söylemler değil, rakamlar belirler.

Bugün bütçe rakamları Türkiye’nin faiz yükünün tarihi seviyelere ulaştığını göstermektedir…

☆☆☆

Yüksek Faizin Bedelini Kim Ödüyor?

Yüksek faiz yalnızca Hazine’nin sorunu değildir.

Bunun maliyeti toplumun tamamına yayılmaktadır.

Çünkü yüksek faiz; yatırım iştahını azaltmaktadır, sanayi üretimini yavaşlatmaktadır, konut ve taşıt kredilerini pahalılaştırmaktadır, KOBİ‘lerin finansmana erişimini zorlaştırmaktadır ve işsizliği artırıcı baskı oluşturmaktadır.

Sonuçta devlet daha pahalı borçlanırken özel sektör de daha pahalı finansman kullanmaktadır.

Bu durum büyümenin niteliğini bozmaktadır…

☆☆☆

Gelelim en can alıcı soruya: Türkiye’de mali disiplin var mıdır?

Gerçek mali disiplin yalnızca bütçe açığını kontrol etmek değildir.

Gerçek mali disiplin; kamu harcamalarının verimli olması, yatırım harcamalarının artırılması, üretken sektörlerin desteklenmesi, faiz yükünün azaltılması ve borçlanma ihtiyacının düşürülmesi anlamına gelir.

Bugünkü bütçe görünümü ise tam tersini göstermektedir.

Vergi gelirleri büyümektedir.

Ancak faiz harcamaları da aynı hızla büyümektedir.

Bu nedenle kamu maliyesindeki iyileşme kalıcı değil, kırılgan görünmektedir…

☆☆☆

Gelişmiş ekonomilerde kamu borç stokları yüksek olsa bile borçlanma maliyetleri düşüktür.

Türkiye’de ise tam tersi yaşanmaktadır.

Borç stokunun yanında borcun maliyeti de hızla artmaktadır.

Yüksek risk primi ve yüksek faiz oranları bütçe üzerinde ilave baskı oluşturmaktadır.

Bu nedenle Türkiye yalnızca daha fazla vergi toplayarak değil, daha düşük maliyetle borçlanmayı başararak mali yapısını güçlendirebilir…

☆☆☆

Ekonomi politikalarının temel amacı yalnızca enflasyonu düşürmek olmamalıdır.

Kalıcı başarı; hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi, öngörülebilir ekonomi yönetimi, bağımsız kurumlara duyulan güvenin artırılması, vergi sisteminde dolaylı vergilerin azaltılması, üretim ve ihracatın teşvik edilmesi ve kamu harcamalarında tasarrufun yaygınlaştırılmasıyla mümkündür.

Aksi hâlde vergi gelirleri artsa bile bütçenin önemli kısmı faiz ödemelerine gitmeye devam edecektir…

☆☆☆

2026 yılı bütçe gerçekleşmeleri, hükümetin ekonomi programının güçlü ve zayıf yönlerini aynı anda ortaya koymaktadır.

Bir tarafta tarihî düzeyde vergi tahsilatı bulunmaktadır, diğer tarafta ise yine tarihî düzeyde faiz ödemeleri vardır.

Bu tablo, bütçe yönetiminin gelir toplama kapasitesinin arttığını; ancak kamu kaynaklarının üretim ve kalkınmadan çok borç finansmanına yöneldiğini göstermektedir.

Ekonomi yönetimi açısından asıl başarı, daha fazla vergi toplamak değil; vatandaşın ödediği vergilerin daha büyük bölümünü eğitime, sağlığa, adalete, teknolojiye ve üretken yatırımlara ayırabilmektir…

☆☆☆

Bugün bütçe rakamlarının ortaya koyduğu gerçek ise şudur:

Türkiye vergi toplamakta başarılıdır; ancak bu başarının önemli bir kısmı artan faiz yükü nedeniyle toplumun refahına aynı ölçüde yansımamaktadır.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey, daha fazla vergi değil; daha verimli kamu maliyesi, daha düşük borçlanma maliyeti ve üretim odaklı, sürdürülebilir bir ekonomik dönüşümdür…

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR

(1) “Şunu bir defa bilmemiz lazım. Bu konuda nas ortada. Nas ortada olduğuna göre, sana bana ne oluyor?

https://halktv.com.tr/turkiye/cuma-namazinda-faiz-tartismasi-imam-nas-var-nas-dedi-vatandas-cileden-cikti-devlet-bunu-kendisi-yapiyor-773183h

 

(2) https://www.sbb.gov.tr/2026-yili-kurumsal-mali-durum-ve-beklentiler-raporu-hakkinda-genel-yazi-ve-ekleri/?device=1&utm_source=chatgpt.com

 

(3) Mali disiplin, kamu gelir ve giderlerinin sürdürülebilir, dengeli ve verimli biçimde yönetilerek bütçe açıklarının ve kamu borcunun kontrol altında tutulmasıdır. Gerçek mali disiplin, bütçeyi yalnızca denkleştirmek değil, kamu kaynaklarını faiz yerine üretime, eğitime, sağlığa ve yatırıma yönlendirebilmektir.

 

(4) Matrah sürüklenmesi (İngilizcesi: bracket creep), özellikle artan oranlı gelir vergisi sistemlerinde, enflasyon nedeniyle ücretler nominal olarak artsa bile kişilerin daha yüksek vergi dilimlerine girmesi ve reel gelirleri artmadığı hâlde daha fazla vergi ödemek zorunda kalmaları durumudur.

Basit bir örnekle açıklayayım: Diyelim ki bir çalışanın yıllık geliri 1.000.000 TL ve bunun bir kısmı %20, bir kısmı %27 vergi diliminde vergilendiriliyor. Ertesi yıl enflasyon %40 olsun. Çalışanın maaşı da sadece enflasyon kadar artsın ve 1.400.000 TL olsun. Bu kişi gerçekte zenginleşmemiştir; yalnızca enflasyon nedeniyle maaşı artmıştır. Ancak gelir vergisi dilimleri aynı oranda güncellenmezse, gelirinin daha büyük kısmı %27 veya %35 gibi daha yüksek oranlardan vergilendirilir.

Sonuç olarak: Maaş nominal olarak artmıştır. Satın alma gücü büyük ölçüde değişmemiştir. Ancak ödenen vergi artmıştır. Devletin vergi geliri yükselmiştir.  İşte buna matrah sürüklenmesi denir.

 

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir