KONUK YAZARLAR

“DELEGEYE ÇAY ÇEK” !..

 

İronik gibi gözüken bu başlık aslında Türkiye gerçeğini üç kelime ile çarpıcı bir şekilde özetlemektedir.

Yeni Parti’nin “delege mi üye mi?” tercihine dönük önerisi, Türk siyasetinde ezberleri bozabilir!

Evet, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Ama şu soruyu sormadan gerçek bir demokrasiden söz edebilir miyiz?

Bir siyasi partinin yöneticilerini gerçekten kim/kimler seçiyor?

Partinin bütün üyeleri mi?

Yoksa üyelerin arasından seçilen ve sayıları oldukça sınırlı olan delegeler mi?

Türkiye’de siyasi partilerin iç işleyişine bakıldığında, cevabın çoğu zaman ikinci seçenek olduğunu görüyoruz…

☆☆☆

İşte Yeni Parti’nin tartışmaya açtığı model tam da bu noktada önem kazanıyor:

İl ve ilçe başkanlarını bütün parti üyeleri doğrudan seçsin.

İlk bakışta son derece basit görünen bu öneri, aslında siyasi partilerin iç demokrasi anlayışında köklü bir değişiklik anlamına geliyor.

Fakat önümüzde bir de hukuk var…

☆☆☆

Peki, Kanun ne diyor?

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, il ve ilçe teşkilatlarının oluşumunu ve seçimlerini ayrıntılı biçimde düzenlemiş durumda.

Kanunun 19. maddesi, il başkanı ile il yönetim kurulunun il kongresince seçileceğini söylüyor.

  1. madde de ilçe başkanı ve ilçe yönetim kurulunun ilçe kongresince seçileceğini öngörüyor.

Yani mevcut sistemde vatandaşın veya parti üyesinin elindeki oy doğrudan il ya da ilçe başkanını belirlemiyor.

Önce delege seçiliyor.

Sonra kongre geliyor.

Başkan ise kongrede seçiliyor.

Sistemin özeti şu: Üye, delege, kongre ve başkan.

Yeni Parti ise bu zincirin arasına doğrudan üyenin iradesini yerleştirmek istiyor.

Asıl tartışma da burada başlıyor…

☆☆☆

Delegelik sadece bir gelenek değildir.

Burada hukuken gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var.

Delegelik sistemi yalnızca siyasi partilerin kendi tüzükleriyle oluşturdukları bir gelenek değildir.

2820 sayılı Kanun, kongrelerin oluşumunda delegelere açıkça yer vermiştir.

Dolayısıyla bir siyasi parti,

“Biz delegelik sistemini tamamen kaldırdık. İlçe başkanını bütün üyeler seçer” diyerek mevcut kanuni yapı bütünüyle devre dışı bırakamaz.

Çünkü kanun, ilçe başkanının ilçe kongresince; il başkanının ise il kongresince seçilmesini emrediyor.

Bu nedenle Yeni Parti’nin düşündüğü modelin hiçbir hukuki düzenleme yapılmadan doğrudan uygulanması ciddi bir hukuki sorun doğurabilir.

Fakat bu, üyelerin doğrudan söz sahibi olamayacağı anlamına da gelmez.

Tam tersine…

☆☆☆

Hukuk ile demokrasi arasında bir çıkış yolu vardır.

Bana göre Yeni Parti’nin üzerinde özellikle durması gereken nokta burasıdır.

Kanunun emredici hükmünü değiştirmeden, parti üyelerinin iradesini seçim sürecinin merkezine yerleştirmek mümkündür.

Örneğin bütün üyeler ilçe başkanlığına aday olan kişiler arasında doğrudan oy kullanabilirler.

Bu oylamada en fazla desteği alan kişi, ilçe başkanlığı adayı olur.

Ardından kanunun öngördüğü ilçe kongresi yapılır ve hukuki seçim kongrede gerçekleştirilir.

Aynı yöntem il başkanlığı için de uygulanabilir.

Böylece ortaya şu sistem çıkar: Bütün üyeler başkan adayını belirler, kongre de başkanı seçer.

Bu küçük gibi görünen fark, hukuken son derece önemlidir.

Çünkü burada parti üyeleri, kanunun kongreye verdiği seçme yetkisini ellerinden almıyor; fakat kongrenin önüne hangi adayın çıkacağını belirleme gücünü ellerine alıyorlar…

☆☆☆

Peki bu gerçekten demokratik bir değişiklik olur mu?

Kesinlikle.

Hatta bundan daha önemlisi, delege sisteminin kendisi de demokratikleştirilebilir.

Delegeleri parti yönetiminin etkisinden mümkün olduğunca uzaklaştırıp, doğrudan parti üyelerinin seçmesini sağlamak mümkündür.

Böylece delege, parti yönetiminin belirlediği veya yönetimin etkisindeki kişi olmaktan çıkar; doğrudan üyelerin iradesini kongreye taşıyan temsilci haline gelir.

Bu durumda delegelik sistemi ortadan kalkmaz.

Ama delegeliğin niteliği değişir.

Delege, yöneticinin değil üyenin temsilcisi olur.

İşte asıl demokratik dönüşüm budur…

☆☆☆

Temel mesele bir tüzük maddesinden daha büyüktür.

Türkiye’de siyasi partilerde kongreler çoğu zaman yalnızca birer seçim toplantısı olarak görülüyor.

Oysa siyasi partilerin demokratikliği, yalnızca seçim zamanında sandık kurulmasıyla ölçülemez.

Asıl mesele, sandığa kimin ulaşabildiği ve o sandıkta kimin iradesinin belirleyici olduğudur.

Binlerce üyesi bulunan bir siyasi partide, ilçe başkanını yalnızca birkaç yüz delegenin seçmesiyle, bütün üyelerin doğrudan tercihinin alınması aynı şey değildir.

Bu nedenle Yeni Parti’nin önerisi, yalnızca “başkan nasıl seçilecek?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl soru şudur:

Partinin sahibi kimdir?

Genel merkez mi?

İl yönetimi mi?

İlçe yönetimi mi?

Delegeler mi?

Yoksa bütün üyeler mi?..

☆☆☆

Bir de işin siyasi tarafı vardır.

Yeni Parti bu modeli gerçekten hayata geçirirse, Türk siyasetinde alışılmış parti örgütlenmesinden farklı bir yapı ortaya çıkarabilir.

Çünkü genel merkezden aşağıya doğru emir-komuta zinciriyle şekillenen bir teşkilat yerine, aşağıdan yukarıya doğru yükselen bir siyasi irade oluşur.

Üye yalnızca aidat ödeyen ve seçim zamanı broşür dağıtan kişi olmaktan çıkar; partinin yöneticisini belirleyen siyasi aktör haline gelir.

Bunun parti içindeki güç dengelerini değiştireceği açıktır.

Ve belki de bu nedenle böyle bir sistem yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi açıdan da önemlidir…

☆☆☆

Yeni Parti bir noktaya özellikle dikkat etmelidir.

Bütün üyelerin doğrudan seçim yapması düşüncesi demokratik açıdan güçlü olabilir.

Fakat demokratik olmak, tek başına hukuken yeterli değildir.

Siyasi partiler, Anayasa ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun çizdiği sınırlar içerisinde faaliyet göstermek zorundadır.

Bu nedenle tüzükte doğrudan:

İl başkanını bütün üyeler seçer demek yerine, mevcut kanuni düzenlemeyle çatışmayacak bir seçim mekanizmasının oluşturulması daha doğru olacaktır.

Üyelerin doğrudan aday belirlemesi, delegelerin doğrudan üyeler tarafından seçilmesi ve hukuki nihai seçimin kanunun öngördüğü kongrede yapılması, bu bakımdan çok daha sağlam bir modeldir.

Böylece hem kanunun emredici hükümlerine aykırılık iddiasının önüne geçilebilir, hem de parti içi demokrasinin sınırları mümkün olduğunca genişletilebilir…

☆☆☆

Son söz:

Türkiye’nin siyasi parti hayatında yıllardır değişmeyen bir gerçek vardır: Partilerin kapısında binlerce üye var; fakat karar mekanizmasında çoğu zaman yalnızca delegeler bulunuyor.

Yeni Parti’nin ortaya attığı model, işte bu alışılmış düzeni tartışmaya açıyor.

Bence tartışılması gereken de tam olarak budur.

Başkanı kim seçsin?” sorusundan önce, “Partinin iradesini kim belirlesin?” sorusunu sormalıyız.

Eğer cevap gerçekten “üyeler” ise, bunun yolu da üyelerin yalnızca kongre salonlarının kapısında değil, karar mekanizmasının tam merkezinde bulunmasından geçer…

☆☆☆

Hukuk buna hangi ölçüde izin veriyor?

Bu ayrı bir meseledir.

Ama siyaset açısından sorulması gereken soru çok daha basittir:

Delegelerin yönettiği bir parti mi, üyelerin yönettiği bir parti mi?

Belki de Türkiye’nin siyasi parti demokrasisinde yeni tartışmanın adı tam olarak budur:

Delege mi, üyeler mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce dünyadaki uygulamaları (1) da bilmek gerekiyor…

☆☆☆

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in bu konu ile ilgili söylemi ilk olması bile, oldukça heyecan vericidir.

Lakin şöyle de bir sorun vardır: Büyük kongresini hiç yapmamış veya seçimlere katılma yeterliliğinin hesabında esas alınan büyük kongresi kesinleşmiş “bir mahkeme kararıyla geçersiz/iptal edilmiş” olan ve TBMM’de “grubu da bulunmayan” bir siyasi partiler, 2820 sayılı Kanun’un 36. maddesinde öngörülen “büyük kongresini yapmış olma” şartını karşılamadığından seçimlere katılma yeterliliğini kaybedebilirler!..

Bu durum karşısında üyelerin yönettiği bir parti kurarken, seçimlere katılılamama riski de vardır!..

Bu yüzden konunun enine boyuna değerlendirilerek hareket edilmesi lazım.

Aksi halde AKP’ye iktidar bir dönem daha altın tepsi içerisinde sunmak işten bile değildir…

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1) Dünyada Doğrudan Üyelik Demokrasisi

Siyasi partilerde delegelik, demokratik katılımın tek biçimi değildir. Avrupa’da birçok parti, üyelerin parti liderinin ve milletvekili adaylarının belirlenmesinde doğrudan oy kullanmasına imkân vermektedir. Karşılaştırmalı bir araştırmaya göre partilerin yaklaşık yüzde 41’inde, en azından belirli koşullarda, parti liderinin seçiminde üyelerin doğrudan söz hakkı bulunmaktadır. İngiltere’de bu yöntem özellikle yaygınken, Almanya, İrlanda, Finlandiya, Belçika, Hollanda ve İspanya’da da çeşitli doğrudan katılım modelleri uygulanmaktadır.

Kaynak: https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/07907184.2022.2046430

Birleşik Krallık’taki İşçi Partisi (Labour), “bir üye, bir oy” (one member, one vote) sisteminin en bilinen örneklerinden biridir. 2015’ten beri parti liderliği seçimlerinde üyeler doğrudan oy kullanmaktadır. Bu sistem, Jeremy Corbyn’in 2015’te, parlamento grubundaki önemli muhalefete rağmen üyelerin oylarıyla lider seçilmesini mümkün kılmıştır. İngiliz deneyimi, doğrudan üyelik demokrasisinin parti tabanına güçlü bir söz hakkı verdiğini; ancak üyeler ile milletvekilleri arasında tercih farklılığı bulunduğunda parti içi çatışmaları da artırabileceğini göstermiştir.

Kaynak: https://www.instituteforgovernment.org.uk/explainer/labour-party-leadership-contests

Almanya’daki SPD ise farklı bir yöntem uygulamaktadır: Üyeler liderlik seçiminde doğrudan tercihlerini ortaya koyabilmekte, ancak bu irade parti kongresiyle birlikte işletilmektedir. 2019’da 425.630 üye oy kullanma hakkına sahip olmuş, ikinci turda 230.215 oy gönderilmiş ve Saskia Esken–Norbert Walter-Borjans ikilisi yüzde 53,06 oy almıştır. Böylece doğrudan üyelik iradesi ile temsilî kongre sistemi birlikte kullanılmıştır.

Kaynak: https://www.spd.de/service/pressemitteilungen/detail/news/ergebnis-der-mitgliederbefragung-zur-wahl-des-neuen-parteivorsitzes/30/11/2019

Bu deneyimlerin ortak sonucu şudur: Üyelerin doğrudan oy kullanması, siyasi partilerde uygulanabilir ve demokratik meşruiyeti güçlendiren bir yöntemdir; ancak doğrudan seçim, parti içi denetim mekanizmalarının bütünüyle ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Doğrudan üyelik, bazı koşullarda liderin parti üzerindeki gücünü de artırabilir.

Dolayısıyla “bütün üyeler bir oy hakkına sahip olacak şekilde il ve ilçe başkanlarını doğrudan seçsin” önerisi, demokratik dünyada karşılığı olmayan sıra dışı bir model değildir. Asıl mesele, bu doğrudan katılımı şeffaflık, mali denetim, disiplin ve parti içi denetim mekanizmalarıyla dengeli biçimde düzenlemektir.

Karşılaştırmalı akademik kaynak: https://academic.oup.com/pa/article/79/2/243/8138081

 

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir