KONUK YAZARLAR

“TOKMAK” SİYASİ İKTİDARIN ELİNDE “DAVUL” MUHALEFETİN BOYNUNDA MI KALACAK?..

 

CHP‘nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Kocaeli’nde düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingine gönderdiği mesajda:

Yeni Adalet Bakanı, göreve başladığından beri, milletvekillerinin beni ziyaret etmesine izin vermiyorlar. Sırf beni tecrit etmek maksadıyla, avukatların tutuklu müvekkillerini ziyaret etmesini zorlaştıracak düzenlemeler getirmeye çalışıyorlar” (1) ifadelerine yer verdi.

Yeni Adalet Bakanı olarak atanan Akın Gürlek, sanki ilk defa idari değişim oluyormuş gibi; CHP’li vekillerin İmamoğlu ziyaretine yönelik engeli “idari değişim” gerekçesiyle açıklamaya çalıştı. (2)

Tepkiler üzerine yapılan açıklamada; önümüzdeki haftadan itibaren ziyaretlere izin verileceği açıklandı… (3)

Bir tarafta Komisyon Raporu, (4) öte tarafta yeni Adalet Bakanının hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı söylemi ve İmamoğlu’na karşı “tecrit” uygulama eylemi var…

Çık işin içerisinden çıkabilirsen…

Bu iki gelişmeyi birlikte değerlendirdiğimizde: Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun faaliyetleri için; Hükümetin yönettiği bir süreç gibi görünse de aslında devlet mekanizmasının çizdiği sınırlar içinde ilerleyen bir “siyasi proje” olduğunu söylemek mümkündür…

☆☆☆

Bu Komisyonun gerçekte ne amaçla kurulduğunu, siyasetçilerin sözlerini yorumlayarak öğrenmek mümkün değildir!

Bunun yerine hazırlanan raporu irdeleyerek, nelerin amaçlandığını anlamak daha gerçekçi ve kolay bir yaklaşım olacaktır…

☆☆☆

En son söyleyeceğimiz sözü baştan söyleyelim:

Hükümet tokmağı elinde tutuyor, davulu da komisyona katılan siyasi partilerin boynuna asmak istiyor!

Bu benzetmede; gerçek karar ve kontrol gücünü “tokmağa”; sorumluluk, görünür yük ve eleştiri riskine de “davula” benzetmek yanlış olmayacaktır.

Çünkü:

Raporun yapısına baktığımızda; silâh bırakmanın doğrulanması güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından kontrol ve teyit edileceğinden, sürecin kritik eşiklerini hükümetin (ve devlet mekanizmasının) elinde bulunduracağına kuşku yoktur.

Komisyonun hazırladığı raporla; asıl Meclis Komisyonu ile siyasi partiler arası uzlaşma ve “toplumsal mutabakat sağlandığı” vurgusu öne çıkartılmıştır.

Bunun sonucu olarak; tartışmalar Meclis’te yaşanıyor, eleştiriler siyaset kurumuna yöneltiliyor ve süreç kolektif bir karar gibi göründüğü için siyasi yük ve görünür sorumluluk paylaştırılıyor…

Şu tespit hatalı değildir: Komisyonun oluşturulması ile “kontrol ve güvenlik” eşiği devletin (veya hükümetin) elinde kalacak, “siyasi risk” ve tartışmalar ise muhalefet zeminine yayılmış olacaktır…

Anlaşılıyor ki, AKP iktidarı sürecin siyasi maliyetini tek başına taşımayı göze alamıyor…

Komisyonun 51 üyeden oluşması, 21 toplantı yapılması ile 137 kişi ve kurumun dinlenmesi, bu amacı gizlemeye yetmiyor…

☆☆☆

Rapor dikkatlice incelendiğinde; önerilerle aynı zamanda siyasi iktidarın bir özeleştiri yaptığı ve çarpıcı itiraflarda bulunduğu da görülmektedir…

En dikkat çekici kısmında önerilen: Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, AİHM ve AYM kararlarının dikkate alınması, yargılama ve infaz sisteminde düzenlemeler ve yerel yönetimlere ilişkin reform tartışmaları bunu kanıtlamaktadır…

Öyle ya:

Süreç sonunda hayata geçirilmesi vaat edilen hususların hiçbirinin, herhangi bir yasal düzenlemeye gerek duyulmaksızın önceden (ve şimdi) hayata geçirmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır…

O halde bu itiraflardan yola çıkarak şu tespiti yapmak mümkündür:

AKP-MHP Koalisyonu, iktidarlarını sürdürmek için bugüne kadar ulusal ve uluslararası temel hukuk kurallarını çiğnemekte beis görmemişler ve özellikle de yargıyı bir araç gibi kullanmakta en ufak bir tereddüt göstermemişlerdir…

Bağımsız ve tarafsız yargı”yı oluşturmak için reformlar yapacakları yerde, tam aksine işler yaparak; “yargıyı yürütmenin baskı aracı” haline getirildikleri bu dolaylı yoldan yaptıkları açıklamalar ile itiraf edilmiş olmaktadır…

Kesin ve her kişi ile kurumu bağlayıcı olan AYM kararlarına, alt dereceli mahkemelerin uymaması, hatta daha da ileriye giderek, bu mahkemenin üyeleri hakkında “suç duyurusunda” bulunmaları, hiçbir şekilde göz ardı edilecek hususlar değillerdir…

☆☆☆

Bu rapor vasıtasıyla terörün gerçek boyutunu da öğrenmiş bulunuyoruz:

Yıllık ortalama 100 – 240 milyar dolar arası ekonomik kayıp; bölgesel kalkınma farkları, yatırım, üretim ve istihdam kayıpları ile Türk halkının ödediği faturanın büyüklüğü ortaya konulmuştur…

Geri kalmışlığımızın başlıca nedenleri arasında terör olduğu söyleyenlerin hiç de yanılmadıkları bir kez daha görülmüştür…

☆☆☆

Raporun en kritik kırılma noktası “güvenlikten siyasete geçiş” modelinin kabul edilmiş olmasıdır.

Raporun en güçlü yönü ise: Terör meselesinin ilk kez açık biçimde Meclis merkezli siyasal bir süreç olarak tanımlanıyor olmasıdır.

Bunun anlamı şudur: Süreç artık sadece güvenlik kurumlarının alanı olarak görülmüyor, parlamento ve siyasi uzlaşma devreye giriyor ve meşruiyet zemini genişletilmeye çalışılıyor…

Bu şekilde bir “devlet politikası” üretilmeye çalışılmakta olduğunu söylemekte de bir yanlışlık yoktur…

Bunu bir model değişikliği olarak da görebiliriz…

☆☆☆

“Silâh bırakma sonrası ne olacak?” sorusu, Raporun en tartışmalı alanıdır.

PKK’nın, sembolik olarak yaktığını söylediği (ABD’nin verdiği) silâhları henüz bırakmadığı, devletin en resmi ağızları tarafından söylenmiştir… (5)

Silâhlar, ABD’ye geri mi verilecek yoksa Türkiye’ye teslim mi edilecekler belli değildir.

Hadi kabul edelim ki, PKK ve uzantıları silâhlarını aldıkları devletlere geri verdiler; sonraki “idari ve hukuki düzenlemeler” ile “topluma uyum mekanizmaları” af algısı oluşmadan nasıl hayata geçirilecektir?

Bu sorunun raporda yanıtı verilmiş değildir…

Cezasızlık eleştirisi” ile “toplumsal entegrasyon” ihtiyacı; sürecin en zayıf halkası ve raporun en kırılgan noktasıdır…

☆☆☆

Raporda bölgesel istikrarsızlık, vekâlet savaşları ve jeopolitik risklere vurgu yapılarak, “iç cepheyi tahkim etmek” stratejik hedefi de ortaya konulmuştur.

Bunun bir devlet aklı olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Dış güçlere karşı bir direnç oluşturmak ve bunun yaratacağı olumlu atmosferden doğacak siyasi faydayı, Koalisyonun alacak hanesine aktarmak hesaplarına karşı, muhalefet olabildiğince dikkatli olmalıdır…

☆☆☆

Bu raporun asıl hedeflediği senaryonun ‘kontrollü normalleşme” olduğu söylenebilir.

Siyaset yeniden merkeze gelebilir, güvenlik tartışmaları azalabilir.

Böyle koşullarda “ekonomi ve refah” söylemi öne çıkacaktır.

AKP-MHP ittifakının, böyle bir senaryoda söyleyeceği ve vaat edebileceği pek bir şey kalmadığından korkarım ki, sürecin baş aktörleri olarak; silâh bırakma sürecinde, güven sorunu, provokatif olaylar veya (Suriye-Irak-İran hattı vb.) bölgesel gelişmeler ileri sürülerek, yeniden süreci güvenlik merkezli hale döndürebilirler…

Daha önce yaşadığımız “Kürt Açılımı” süreçleri, bizi yoğurdu üfleyerek yemeye mecbur bırakmaktadır…

☆☆☆

Raporda, yeni siyasi partiler kanununa vurgu yapılması bir ölçüde anlaşılabilir ise de “yeni seçim kanunları”nın da hazırlanması fikri; mevzuata göre bir daha seçimlere katılma olanağı bulunmayan Erdoğan’a, yeniden seçilme olanağı sağlamak için düşünüldüğünü akıllara getirmektedir…

Raporun en zayıf ve hafif yanı da burasıdır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR

(1) https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/imamoglu-ndan-akin-gurlek-aciklamasi-goreve-basladigindan-beri-izin-vermiyorlar-2480836

(2) https://haber.sol.org.tr/haber/chp-tepki-gostermisti-akin-gurlekten-imamoglu-aciklamasi-406682

(3) https://t24.com.tr/gundem/chp-tepki-gostermisti-akin-gurlekten-imamogluna-ziyaret-aciklamasi-engelleme-yok-onumuzdeki-haftadan-itibaren-izin-verilecek%2C1301174?utm

(4)https://www.tbmm.gov.tr/Files/Komisyonlar/MilliDayanismaKardeslikDemokrasiKomisyonu/Komisyon_Raporu.pdf

(5) https://www.aa.com.tr/tr/politika/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-pkknin-silah-birakma-karari-sonrasinda-bunun-sahada-gerceklesmesini-gorme-zamani/3620094?utm

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir