• KONUK YAZARLAR

    TÜKENMEYEN SERMAYE:İDAM SEHPASI!..

      27 Mayıs 1960’ın 60. yıldönümünde; İdam cezalarının verildiği Yassı Ada’nın adı “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” olarak değiştirildi… Beklendiği gibi Cumhurbaşkanı konuşmasında yine CHP’ye verdi veriştirdi. Reis’in, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü CHP’den ayrı tutma çabası[1] dikkatimi çekti. İlk defa duyduğum; darbecilerin Menderes’i “prostat muayenesi” yaptırarak aşağılama ve Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un bir “teğmene tokatlatılması” olayları[2] gerçekte yaşanmış mıdır bilmiyorum; yaşanmış ise de, bunları bugün gündeme taşımanın kime ne yararı olacak anlamış değilim… Reis’in, darbecilerin sözcüsü ve güçlü albayı Alparslan Türkeş’i rahmetle yâd etmesi[3]  ise tam bir komedidir. Zira Türkeş, darbeye karşı biri değildi, sadece idamlara itirazı vardı.[4] Bu durumda Reis’in, Türkeş’i ayırıp, diğer darbecileri…

  • KONUK YAZARLAR

    ÇAV BELLA ÇAV ÇAV ÇAV!..

    Densizin biri, 20 Mayıs günü İzmir’de “merkezi ezan sistemi”nin frekansına girerek “Çav Bella” şarkısını çaldırmış! Siyasi iktidarın abarttığı kadar önemli bir olay değil. Çok şükür, caminin kilimini çalmamış… “Hacker” diye adlandırılan bilgisayar korsanlarının, en güvenli yer olarak kabul edilen Pentagon’un bile hesaplarını kırdıklarını unutmayalım. Kendisini bilgisayar programcısı olarak tanımlayan Avustralyalı Julian Assange, geçen yıllarda “savaş, casusluk ve yolsuzluk” gibi başlıklar altında; sansürlü ve kısıtlanmış 10 milyondan fazla belgeyi yayınlamıştı… İzmir’deki olay, bunların yanında devede kulak bile değildir. Altı üstü minare hoparlöründen bir şarkı çalınmıştır! Sanki bu olay camilerimizin,  ibadet dışındaki olaylar için kullanılmasında bir ilktir!.. *** Sosyal Medyada paylaşılan görüntüleri “tweet zinciri” yaparak paylaşan kişinin, eski CHP İzmir İl Başkan…

  • KONUK YAZARLAR

    MUSTAFA KEMAL PAŞA’YI ANADOLU’YA İNGİLİZLER GÖNDERDİ!..

    19 Mayıs 1919’un ne anlama geldiğini anlamak için 1 Ekim 1918’den günü ne olduğunu iyi öğrenmek gerekir: O gün Osmanlı Ordusu, Filistin Cephesin’de İngiliz Taarruzu karşısında yenilgiye uğramış ve Şam düşmüştü. Sadrazam Talat Paşa, 5 Ekim 1918’de İngilizler ile ateşkes sağlanması için ABD’nin arabulucu olması için başvuruda bulunmuştu. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Batı Cephesi’nde ise bir Alman taarruzundan sonra, Müttefikler arka arkaya yaptıkları saldırılarla Almanları geri püskürtmüşlerdi. Almanlar da 11 Kasım 1918’de mütarekeyi kabul etmişler ve böylece savaş Müttefiklerin zaferiyle sonuçlanmıştı… *** Mondros Mütarekesi bizim için hayati önemdedir: Orduların terhis ve silahların teslim edilmesini öngören bu anlaşmayı Bahriye Nazırı Rauf Bey imzalamıştır. Paris’te 18 Ocak 1919’da 1. Dünya…

  • KONUK YAZARLAR

    KORONA’YA KURBAN OLURUM!..

    Bu “Koronalı günler”de evde neler yapabiliriz diye hiç düşündünüz mü? Ne kadar şanslı olduğunuzu düşünüp mutlu olabilirsiniz emin olun. Örneğin: 50 kişiyi temizleme taahhüdünde bulunan o hanımefendinin listesinde olmadığımız için Tanrı’ya şükredebilirsiniz. Reis’e bir şey olursa, çocuklarınız ve eşiniz sokaklarda nasıl gezecek diye soran sokak serserisine bulaşmadan, çalıyı dolaşabilirseniz tebrik ederim… Acı biber turşusu gibi bir kavanoz mermiyi teşhir eden mafya bozuntusunun omzuna değmeden, metroya inebilirseniz imrenirim… Bu engelleri aştıktan sonra; Sansür uygulamak için Reis’ten talimat bekleyen RTÜK Başkanı’nın şer’inden korunmak için, yatıp kalkıp Ulu Tanrı’ya dua edebilirsiniz… *** Zaman bulacaksınız merak etmeyin; Diyanet İşleri Başkanını İslam Dini’ne uygun fetvalar vermeye davet edin! Sizi dinler eminim! HDP’nin kapatılması gerekir mi…

  • KONUK YAZARLAR

    “ANNELER GÜNÜ” MÜ DEDİNİZ!

    Anneler!.. Büyük çoğunluğunuz annem gibidir; bir ömür boyu mutfakta,  tarlada- tabanda çalıştınız. Sigortalı bile yapılmadınız! Gün görmediniz ki, gününüzü kutlayalım! Madem lütfedilip sizin için de bir gün ayrılmış. Kutlu olsun efendim, ne diyelim… Bize de o yakışır.. … Anneleri olanlar: Sizlerin de; “Anneler günü”nüz kutlu olsun!.. 65 yaşını geçip, bugünü 11.00-15.00 arasında bayram çocuğu gibi kutlayan anneler için de söylüyorum: Çok samimiyim inanın; Varsa sizin de anneleriniz,  gününüz kutlu olsun! Yarıdan fazlanız annelerdir zaten; öyleyse iki kez kutlu olsun… *** Senede bir gün değil mi annelere ayrılan gün? “Kutlu olsun” demekle kutlu oluyorsa eğer; Sonsuz kere kutlu olsun!.. Annesi olan herkes içindir sözüm… *** Bir de benim gibi “öksüz çocuklar”…

  • KONUK YAZARLAR

    ORADAN BURADAN BİRAZ DA KORONADAN

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın salgın hastalıklarla ilgili sözleri[1] pek çok aklı başında insanı çıldırttı. Ankara Barosunu ise zıvanadan çıkarttı: Erbaş; Diyanet İşleri Başkanı sıfatıyla Ramazan ayının ilk Cuma günü verdiği hutbede; “eşcinsellik” ve “evlilik dışı ilişki”yle ilgili sözler sarf edeceği yerde; açlık sınırı altında yaşayan milyonlarca insana, ekonomik durumu iyi olan Müslümanların yardım etmelerini, bakkala olan borçlarını silmelerini, yemeği olmayanlara bir tas sıcak çorba ikram etmelerini, giymedikleri elbiseleri vermelerini, boş dairelerini Coronavirüs ile ilgili önlemler kapsamında Devlete vermelerini, çalıştırdıkları insanlara ücretli izin vermelerini, Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine harfiyen uymalarını vb. gibi nasihatlerde bulunabilirdi… O ne yaptı, üzerine çok vazife imiş gibi, gecesini gündüzüne katarak bu soruna çözüm arayan dünya çapında…

  • KONUK YAZARLAR

    “BİZİM OĞLANLAR”!..

     TDK Sözlüğünde bilinç: İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği olarak tarif ediliyor. Ansiklopedilerde: “Bir kişinin kendi varlığının/var oluşunun, duyularının, düşüncelerinin, çevresinin farkında olması” olarak tanımlanır. Bilinç, çoğu kez “farkında olma, farkındalık” ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Ceza Kanunumuzda bilinçli taksir; taksir ile kast arasında yer alan bir kusurluluk durumunu ifade eder. Bilinçli taksir halinde kişi, istemediği neticeyi öngörmüştür, ancak; yeteneği, şansı ve tecrübesi gibi faktörlere güvenerek, neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla iradi hareketini gerçekleştirmiştir, şeklinde açıklanır. Özetle; “bilinç” olabileceklerin farkında olunması halinde var sayılır… *** Bir de “bilinçaltı” (subliminal), diye bir kavram vardır. Bilinçaltı, (eskilerin deyimiyle; “şuuraltı”) bilinç dışı olmakla birlikte, istendiğinde kapsamındakilerin bilince çağrılabildiği zihin bölgesidir. Demek ki, bilinçaltındaki bilgiler, bilinç alanına…

  • KONUK YAZARLAR

    SÖYLEMEDEN GEÇEMEM!..

      Ne yalan söyleyeyim; hayranı değilim o adamın. Takipçileri arasında da yokum, çok şükür. “Bravo” diyeceğim sözlerin onun ağzından çıkmayacağına yüzde bin eminim. O bakımdan, gözümüzün içerisine bakarak yalan konuşacağını anlayabiliyorum… *** Haberi Anadolu Ajansı’ndan öğrendim. 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın ölüm yıldönümü nedeniyle bir “twit” atmış. Utancımdan yerin dibine girdim. Bir adam bu kadar mı cahil olur diye kendi kendime söylendim. Hayır hayır, cehaletle ilgisi yok bunun. Ondaki bilinçli bir hainlik ve pişkinliktir. Ulu Önderimiz Atatürk’ün fikirlerini ve hatırasını sıradanlaştırmakla görevli olduğuna kuşkum yoktur. Küresel güçlerin elemanı olduğu her halinden bellidir. Asıl zoruma giden: İhanet görevini Atatürk’ün koltuğunda oturarak yapıyor olmasıdır. Bir de gözlerinin içerisine bakarak yalan söylediği milyonların mağduriyeti……

  • KONUK YAZARLAR

    “SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI”NI SOKAĞA ÇIKARAK KUTLADIK

    Paramız yok! “Paralar ne oldu?” sorusunu sormuyor, cevap da aramıyoruz. Zamanı değil! Bu yüzden 2-3 haftalık “genel karantina” uygulayamıyoruz. Para basıp halka dağıtarak, evde kalmalarını sağlama seçeneğini de devre dışı. Bunun da nedenini sorgulama zamanı değil tabii! Ne kalıyor geriye: Hem üretime devam edeceğiz hem de “evde kal” komutuna riayet edeceğiz! Üretime devam edeceğiz ki, ekonomimiz çökmesin. Evde kalacağız, sağlık sistemimiz çökmesin. Sağlık sistemimiz çökerse; solunum cihazı takmak suretiyle hayatı kurtarılabilecek pek çok insanın kaybedilmesine seyirci kalabiliriz. Bunun vicdani sorumluluğu sağlık sisteminin çökmesine neden olanların üzerinde kalacaktır elbette. Sağlık sistemimiz çalışır halde kalır da salgın kontrol altında yayılırsa, bu belayı en hafif şekliyle atlatabiliriz. Bunun hayati önemde ikinci bir yararı…

  • KONUK YAZARLAR

    “TANE” TANE!..

      İdare Hukuku kavramları olan; “yönetim” ve “hükümet”  sözcüklerinin anlamlarını bilmeyenler, doğal olarak “merkezi yönetim” ile “yerel yönetim” farkını da ayıramazlar. Hal böyle olunca, “merkezi yönetim” yerine “merkezi hükümet” demekte bir sakınca olmasa da, “yerel yönetim” yerine “yerel hükümet” denilince, kocaman bir çam devrilmiş olur.[1] Tıpkı, madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb. için kullanılan  “tane” sözcüğünün insanlar (şehitler) için kullanılmasında olduğu gibi… Şehit sayısını verirken bu hatayı yapan Reis’i, en ağır ve acımasız şekilde eleştiren TV kanalları, koca koca profesörlerin Coronovirüs’ten hastalananların “tane” ile saymalarının hoş karşılanmış olmasını garipsedim… Aynı hataya düşen (Fox TV ve Halk TV) haber sunucularının bu durumunu fırsat bilip, bundan azami şekilde yararlanmaya çalışan İçişleri…