MEŞRUİYET ARAYIŞINDAN MONARŞİ DAYATMASINA!..

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki konuşmasında öne çıkan ve farklı kaynaklarda küçük varyasyonlarla aktarılan: “Ortadoğu’da monarşiler çoğu zaman işe yaradı / daha başarılı oldu” şeklindeki sözlerini “Batı tipi demokrasi her yerde aynı şekilde işlemez; bazı bölgelerde güçlü liderlik ya da monarşik yapılar daha istikrarlı sonuçlar üretebilir” (1) sözleri ile birlikte değerlendirdiğimizde; ABD’nin Türkiye için demokrasiyi “lüks” gördüğünü, dolayısıyla “tek adam rejimini” desteklediği ve desteklemeye de devam edecekleri sonucunu çıkartabiliriz…
Emperyalistler için Anayasamızda değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez devletin “demokratik, sosyal, laik” nitelikleri hep aşılması gereken bir sorun olarak görülmüştür.
Bu gerçeğin bu defa ABD’nin Büyükelçisi tarafından açıkça dile getirilmiş olması, haklı olarak diplomatik kriz yaratmıştır.
Ana muhalefet partisi CHP’nin Barrack’ı “Persona Non Grata” (istenmeyen adam) ilan edilmesi son derece yerinde ve haklı bir talep olarak kayıtlara girmiştir.
☆☆☆
Demokrasi yerine “güçlü liderlik” ve “monarşi”nin öne çıkarılması ve istikrarın bu şekilde sağlanacağının savunulması, Türk halkının kabul edebileceği bir şey değildir…
☆☆☆
Tom Barack’ın sözlerini ABD Başkanı Trump’ın sözleri ile değerlendirmek gerekir.
Reis’e ne demişti?
Erdoğan harika bir adam, her istediğimizi veriyor ve bizden meşruiyet almaya geldi.
Gözünün içine bakarak “hileli seçimleri o iyi bilir” sözleri, aba altında sopa gösterme (2) ve pekâlâ Erdoğan’ın seçimleri için meşruiyet tartışması başlatma tehdidi olarak da okunabilir…
Trump, kendi 2020 seçimleri için “hileliydi” ve “ben sürgündeydim” dedikten sonra ardından Erdoğan’a dönerek “o da bu işleri iyi bilir” demiştir.
Bu sözler, resmî bir suçlama olmasa da çok açık bir ima ve iğnelemedir…
24–25 Eylül 2025 tarihlerinde New York’taki bir panelde (Concordia Zirvesi) Erdoğan–Trump görüşmesinden hemen öncesinde bu defa Barrack şöyle demişti: “Başkan Donald Trump, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meşruiyet vereceğim’ dedi.” (3)
Ve devamında:
“Ne istiyorlar diye sorulduğunda, ‘meşruiyet’ dedi.”
Bizimkiler bu sözlere karşı “çıt” çıkaramadılar…
☆☆☆
Önceki yıllarda CIA ve bazı düşünce kuruluşlarının (özellikle Brookings Institution) raporlarına atfen mealen şunlar söylenirdi:
“Türkiye’de hükümeti ikna ediyoruz, karşımıza muhalefet dikiliyor, muhalefeti ikna ediyoruz, TBMM karşı çıkıyor. TBMM’yi hallediyoruz bu defa Ordu itiraz ediyor. Ordu’yu ikna ediyoruz bu defa da Anayasa Mahkemesi sorun çıkarıyor…”
ABD açısından muhatabı tek kişiye indirmek “Türkiye ve bizim için en iyisi başkanlık sistemidir” denilerek sunuluyordu…
“Başkanlık Sistemi”nde bir tek kişi ile muhatap olma fikri savunuluyordu…
☆☆☆
- yüzyılın en etkili ABD dış politika isimlerinden Dış İşleri Bakanı Henry Kissenger’in “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur” sözleri, ABD’nin Türkiye’ye bakış açısını özetlemektedir…
Fetullah Gülen ile Türkiye’ye “Ilımlı İslâm”ı dayatan da ABD’dir…
Tek cümle ile söylersek:
Türkiye’nin demokratik, laik bir hukuk devleti olmasını kesinlikle istemezler!
Çünkü o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devletine her istediklerini yaptıramazlar.
Türk askerini Conilerin yerine kullanamazlar…
☆☆☆
ABD’nin hiçbir gelişmekte olan ülke için “demokrasi” istediği görülmüş şey değildir.
Monarşik yönetimler zamanı geldiğinde o ülkelere müdahale için en iyi bahaneleridir.
Irak, Libya Suriye, Afganistan ve Suriye bu fikrin tipik örnekleridir.
Dolayısıyla Tom Barack yeni bir şey söylemiyor, ABD siyasetini özetliyor.
Siyasi iktidara “şefkatli monarşiyi” dayatıyor ve bu sistemin arkalarında olacağını da ima ediyorlar.
Elbette ki kendi yakın vadeli çıkarları için bunu istiyorlar…
☆☆☆
Bu mesaj, aslında AKP’nin tabanınadır…
Demek istiyor ki, her ne şekilde olursa olsun iktidarı bırakmayan AKP’nin arkasında durun, “monarşi” ilan edilmesine itiraz etmeyin, biz de her zaman ve her koşulda arkanızda olacağız!
Bu tavsiyelere değer verilip uyulması halinde ise toplumdaki “kutuplaştırma” da had safhaya çıkacaktır.
Öyle ki, “iç çatışmalar” hatta “iç savaş” için gerekli zemini de hazırlamış olacaklardır.
ABD için aranıp da bulunamayacak olan nimet, böyle belirsiz kaos ortamlardır.
Böyle bir durumdaki Türkiye’yi doğrudan müdahale ederek işgal etme ve boğazları ele geçirerek Karadeniz’e girme plânlarının da önü açılmış olacaktır.
Dünya hakimiyeti kurma hesabı içerisinde olduğu çok belli olan ABD’nin, bu tespit ve değerlendirmelerini kapalı kapılar arkasında konuştuğuna yürekten inanmaktayım…
☆☆☆
Neden mi bu kadar eminim?
Elimizdeki malzemeler, yakın geçmiş ve önümüze konulan stratejiler bunları açık seçik gösteriyor.
Kısaca özetlersek, Tom Barack’ın derhal “Persona Non Grata” (istenmeyen adam) ilân edilmesi ve geri gönderilmesi gerekir.
Ama edilemeyeceği de bir başka gerçekliktir…
☆☆☆
Bu noktaya kadar nasıl geldik?
Bu sorunun yanıtını Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’yi yöneten sağ-muhafazakâr siyaset anlayışında aramak gerekir.
30 yıl önceydi, Süleyman Demirel Köprü Dergisi ile bir söyleşi yapmıştı. (4)
“Bir defa irade üstünlüğü aşılırsa, bunun önünde kim duracaktır? Bir ülkenin silahlı kuvvetleri idareye el koymaya kalkarsa, bu artık bir çare sayılmış demektir” diyordu…
Demirel bu ifadesi ile seçilmiş iktidarın iradesinin askeri bir güç tarafından demokratik sürecin dışına itildiğini anlatıyordu…
Demirel’e göre demokrasinin birinci şartı silahlı kuvvetlerin sivil idarenin emrinde olmasıydı.
Kendi ifadesi ile “6 defa gidip 7 defa gelen” bir siyasetçi olarak, iktidarın icraatlarının ordunun ve anayasal kurumların tutumu ile sınırlandığından yakınıyordu… (5)
Muhafazakâr ve reformist yanıyla siyaset tarihinde yerini alan Turgut Özal’a göre de Türkiye’nin sorunlarının kaynağında “siyasal alanda insanın elini kolunu bağlayan kısıtlama ve uygulamalar yatıyordu”. (6)
O da iktidarın “niyetli” olduğunu ancak siyasal sistemin farklı alanlarda tıkandığından yakınıyordu…
☆☆☆
Siyasi iktidarlarının; “kuvvetler ayrılığı ilkesi”, Milli Güvenlik Kurulu ve Anayasa Mahkemesi ile elinin kolunun bağlandığından şikâyet eden Sağ-Muhafazakâr siyasetin ülkeyi getirdiği nokta, monarşinin çözüm olarak dayatıldığı ve Cumhuriyeti kuran iradenin kemiklerini sızlatıldığı aymazlıkların toplamından başka bir şey değildir…
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR
(1) https://youtu.be/-trM5p1r_do?si=MiR6Iy4jwCGWYphv
(2) https://youtu.be/WQrFRIevnJ0?si=T-ER9Ok8WwEXj6ar
(4) https://www.koprudergisi.com/guz-1996/suleyman-demirel-ile-soylesi/
(5) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3420716
(6) https://www.perspektif.online/bir-ozal-portresi-muhafazakar-ve-reformist/


