KONUK YAZARLAR

YUMURTA KAPIYA DAYANMADAN!..

 

Netanyahu’nun “Çok zor bir geceydi” (1) şeklindeki ifadesini, kimileri “kontrol halen elimizdedir” kimileri de “iç kamuoyunu sakin tutmak” için verilmiş mesaj olarak değerlendirdiler.

İsrail’in güvenlik mimarisinin sorgulanmaya başlanması, bu son saldırının ciddiyetini de göstermektedir.

Hedef alınan bölgeler; Dimona, Eilat, Arad, Beerşeba stratejik riskleri yüksek olan yerlerdir.

Özellikle de Dimona, İsrail’in nükleer tesisleriyle anılan bir yer olduğundan; buraya yönelen her saldırı, sadece askeri değil, diplomatik ve stratejik riskleri de yüksek olan bir mesaj niteliği taşımaktadır…

☆☆☆

ABD üslerinin hedef alındığının belirtilmesi de çatışmanın yalnızca İran–İsrail hattı olmadığını, daha geniş bir denklemde ele alınması gerektiğini göstermektedir.

21.03.2026 Cumartesi gecesi yapılan saldırı İsrail’in demir kubbesinin (hava savunma sisteminin) aşıldığını gösteriyor.

Bu saldırı; bölgesel gerginliğin ciddi şekilde tırmandığını, İsrail’in ilk kez bu ölçüde geniş bir saldırıya maruz kaldığını, Netanyahu’nun açıklamasının ciddiyet algısını artırdığını ve hem askeri hem psikolojik hem de diplomatik anlamda etkileri olduğunu yansıtıyor…

☆☆☆

Bu gelişme, Orta Doğu’da uzun süredir devam eden güç mücadelesinin yeni bir aşamaya geçtiğini ve aktörlerin karşılıklı caydırıcılık sınırlarını test etmeye başladığını göstermektedir…

☆☆☆

Bu aşamada akıllara şu kritik soru gelmektedir:

“İsrail–İran savaşı büyürse Türkiye ekonomik ve günlük hayat açısından nasıl etkilenir?”

Asıl etki; cepheden çok ekonomi, enerji ve günlük hayat üzerinden hissedileceği açıktır.

Türkiye doğrudan savaşmasa bile, böyle bir kriz günlük yaşamımızı ciddi biçimde etkileyebilir.

Çünkü Hürmüz Boğazı tamamen kapatıldığında, hiç kuşku yok ki petrol fiyatları hızla artacaktır.

Türkiye ithalatçı olduğu için doğal olarak benzin, motorin ve doğalgaz zamlanacaktır…

☆☆☆

Enerji fiyatlarının artmasının zincirleme etkisi olacağı tartışmasızdır; gıda fiyatları yükselecek, elektrik ve ısınma maliyetleri artacak ve sanayi üretimi daha pahalı yapılabilecek, belki de hiç yapılamayacaktır…

Market fiyatlarında hızlı ve genel bir artış söz konusu olacağı kesindir…

☆☆☆

Savaşın büyümesinin döviz ve piyasalara olan etkisi de olumsuz olacaktır.

Savaş ortamında yatırımcılar, riskli ülkelerden çıkar, altın ve dolar gibi “güvenli limanlara” yönelirler.

Türkiye gibi ülkelerde; milli paralar değer kaybedebilir, borsa düşebilir ve altın fiyatları yükselebilir…

☆☆☆

Savaşın büyümesi ile ulaşım ve seyahat da pahalı hale gelir.

Hava sahaları kısıtlanabilir, uçuşlar iptal olabilir ve sigorta maliyetleri artabilir.

Özellikle de Orta Doğu uçuşları, hac/umre yolları ve ticari uçuşlar ciddi şekilde etkilenirler…

☆☆☆

Türkiye için risk:

Orta Doğu ile ticaret aksaması, lojistik maliyetlerin artmasıdır.

Etkilenecek sektörler ise; İhracat, turizm ve enerjiyi yoğun kullanan sanayidir…

☆☆☆

Vatandaş açısından günlük yaşamda hissedilen en önemli değişimler; akaryakıt zamları, market fiyat artışı, kiralarda yükselme baskısı ve faturaların artmasıdır.

Şöyle de söylenebilir:

Savaş uzakta olsa da etkisi cebimizde hissedilecektir…

☆☆☆

Böyle bir tablo içerisinde psikolojik ve sosyal etki de gelişecektir; güvenlik kaygısı artacak, sosyal medyada bilgi kirliliği çoğalacak ve (yakıt ve gıda sektöründe) panik alımları gündeme gelebilecektir…

☆☆☆

En kritik değişken savaşın süresidir.

Savaş kısa sürerse etkisi de sınırlı kalır, uzarsa işler değişir.

Ekonomik baskı ciddi olur, enflasyon hızlanır ve yaşam standardımız hızla düşmeye başlar…

☆☆☆

Türkiye için en gerçekçi senaryo; bu İran– ABD/İsrail savaşı büyürse belki Türkiye doğrudan savaşa girmez ama ekonomisi tahminlerin ötesinde etkilenir.

Enerji fiyatlarının artması Türkiye’ye vurulan en büyük darbe olur.

Enflasyon da artar…

Çok net olarak şunu söylemek mümkündür:

Böyle bir savaşta Türkiye’de insanların hissedeceği ilk şey “güvenlikten önce fiyat artışlarıdır.”

☆☆☆

Geldik en kritik soruya:

Böyle bir senaryoda vatandaş kendini nasıl koruyabilir ne yapmalı ve ne yapmamalıdır?

Kendini korumak” dediğimiz şey aslında üç başlıkta toplanır:
En önemlisi “finansal korunma”dır.

Yapılması gerekenler şunlardır:

Gelir–gider dengesini gözden geçirilerek gereksiz harcamaları erken kısılması birinci sırada gelir.

Durumu elverişli olanların:

İkinci yapılması gereken iş tasarrufu çeşitlendirmeleridir.

Tek bir varlıkta kalmamalı; TL, döviz ve altın dengesi kurmak yapılacak en akıllıca iştir.

Böyle zamanlarda değişken faizli borçlardan da uzak durmak gerekir.

Yeni büyük borç (ev/araç) almadan önce iki kez düşünmek şarttır.

Panikle toplu para çekmek, tüm birikimi tek yere yatırmak, “kesin artacak” söylentileriyle hareket etmek yapılmaması gerekenlerin başında gelir…

☆☆☆

Günlük yaşamda da makul hazırlıklar yapmak gerekir.

Geçici aksamalarda rahat olabilmek için:

Abartmadan 1-2 haftalık temel ihtiyaç (kuru gıda, su temel temizlik ürünleri vs.) stoğu yapılabilir.

Gerektiğinde ulaşım için depoyu tamamen boş bırakmamak gerekir.

Alternatif ulaşımı düşünmek ve buna dönük tedbirleri almak da akıllıcadır.

Fatura ve (elektrik, doğalgaz ve internet gibi) sabit gideri mümkün olduğunca azaltmak için tasarruf alışkanlığı edinmeye başlamak ileride daha rahat yaşam için işe yarayabilir…

☆☆☆

Aşırı stok (panik alımı), market boşaltma davranışı ve fırsatçılığa katkı sağlayacak tüketimden kesinlikle uzak durmak gerekir…

☆☆☆

Doğru bilgi ve psikolojik korunma tüm tedbirlerin başında gelir.

Her gördüğümüz habere inanmamalıyız; “iddia edildi” ile “gerçekleşti”yi mutlaka ayırt edebilmeliyiz.

Mümkünse, farklı kaynakları karşılaştırarak olup biteni öğrenmeliyiz…

☆☆☆

Sosyal medya filtresi kullanmadan olmaz:

Provokatif içeriklerden uzak durmalıyız.

Özellikle; “savaş yayılıyor”, “ülke hedef oldu” gibi panik başlıklarına mesafeli durmalıyız…

Bilgi kirliliği yaratan “trolleri” hesaplarımızdan/hayatımızdan temelli olarak söküp atmalıyız…

☆☆☆

Psikolojik denge hayati önemlidir.

Günlük rutini korumalı, ani kararlar almamalı ve aile içinde panik yayılmasını mutlaka önlemeliyiz…

☆☆☆

Basit ama önemli önlemleri de daha şimdiden belirlemeliyiz.

Örneğin acil durumda ulaşılacak kişiler kimler olacak, bunu şimdiden belirlemeliyiz.

Telefonların daima şarjlı olması da hayati önemde bir tedbirdir.

Her evde temel sağlık malzemeleri yanında raporlu ilaçlar da en azından birkaç hafta yetecek kadar bulundurulmalıdır.

Bu önlemler küçük görünür ama kriz anında çok işe yararlar…

☆☆☆

Asla unutmamamız gereken en önemli ilke şudur:

“Krizlerde en çok zarar edenler panik yapanlar, en az zarar edenler hazırlıklı olanlardır.”

☆☆☆

Son söz:

Devletimiz savaştan uzak durmayı başarabilse bile sonuçlarından etkileneceğimiz kesindir.

Bu yüzden:

Kişisel tedbirlerimizi aldıktan sonra, Devletimize güveneceğiz ve yurttaş olarak üzerimize düşen ödevleri eksiksiz yerine getireceğiz…

Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullar altında verildiğini de asla unutmayacağız!..

Bu Millet, her koşul altında küllerinden yeniden doğmayı başarabilecek yetenektedir…

Av. Cemil Can

DİPNOT

(1) https://www.sozcu.com.tr/netanyahu-ilk-kez-bu-halde-cok-zor-bir-geceydi-p303586

 

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir