KONUK YAZARLAR

“TÖVBE İSTİĞFAR” EDEREK HALİNİZE “ŞÜKREDİN”!..

Geçtiğimiz Perşembe günü Rize’de merkez camii avlusunda öğlen namazını bekleyen emekliler, asgari ücretin ne kadar olması gerektiğini konuşurken, birkaç cümle ile Türkiye’nin yoksulluk haritasını da çizdiler:

ANKA ajansının genç muhabiri, elindeki mikrofonu ezanı bekleyenlerden emekli Mehmet Sönmez’e uzattı.

Süper emekli” (1) olarak emeklilik yaşamına adım attığını belirten Sönmez dede, kısa süre içerisinde diğer emekliler ile maaşlarının eşitlendiğini, kendilerinin fazladan ödedikleri primlerin karşılığını hiçbir şekilde alamadıklarını vurgulayarak, iktidar tarafından aldatılarak birikimlerinin ellerinden alındığının altını çizdi.

AKP iktidarlarının yolsuzluklara bulaştığını, iktidardakilerin ve yandaşların ceplerini doldurduğunu ifade ettikten sonra, bir emekli olarak çocukları ile birlikte yaşamaya mahkum edilmenin hesabını “indellah’ta (2) soracağını” söyledi.

AKP’ye oy verdiği belli olan yanındaki bir başka emekli ise, açıklanan asgari ücret için; “22 bin lira büyük para, şükür Allah’a” diyerek sözünü kesti. (3)

Sönmez dede acayip sinirlendi…

***

Turgut Özal döneminde erken emekli olmak ve daha yüksek aylık alabilmek düşüncesi ile elinde avucunda olanı hükümete verip “süper emekli” olan ve kısa sonra da aldatıldıklarını anlayan yüzbinlerce vatandaştan biri olan Hafız Mehmet Sönmez’in, bu dünyada hesap sorma olanağını yitirdiğine inanması, Türkiye’nin temel meselelerinin başında gelir…

İndellah’ta hesap sormak” hesaplaşmayı öteki dünyaya bırakmaktır!

Demokrasine ve hukuk devletine olan inancın yerlerde süründüğünün en çarpıcı kanıtıdır…

Haksızlıkları, hukuksuzlukları görüp de bunların hesabının sorulamayacağına inanmak, olup biteni “kader” saymak, Türk toplumunun en büyük çıkmazıdır aslında…

Bu yersiz inanış, yoksulluğun daha da artmasına, keyfi yönetimin daha da insafsızlaşmasına neden olmaktadır…

***

Toplum olarak bir başka önemli sorunumuz; “temel bilimler”in (4) dili kabul edilen matematikten ve onun sayılar arasındaki ilişkileri ve sayıların problem çözmede kullanımı ile ilgilenen alt dalı olan aritmetikten habersiz olmamızdır.

Öyle ki:

Çoğu kişi “milyon” ile “milyar” arasındaki farkı dahi bilememektedir.

Yazılıştaki üç sıfırın uygulamada ne anlam taşıdığını bilemezler.

Örneğin:

Bir milyon saniyenin 11 güne, 1 milyar saniyenin ise 31,5 yıla karşılık geldiğini söyleseniz “yok ya!..” diyerek küçük dillerini yutarlar!..

Hadi bakalım siz de hesaplayın da görelim…

***

Reis’in açıkladığı 22.400.-TL asgari ücret için:

22 bin lira büyük para, şükür, Allah Tayyip Erdoğan’ı başımızdan eksik etmesin” diyen emeklilere aritmetik diliyle, şükredecek durumda olmadıklarını anlatmak mümkün değildir.

Hal böyle olunca, yakın geçmişten kıyaslamalar yapmanın daha etkili olacağı açıktır.

Şu örneği vermek en iyisidir:

AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında; 184 lira olan asgari ücret ile 6,4 çeyrek altın alınabilirken yeni açıklanan asgari ücret ile bu sayı 4,49’a düştü.(5)

Bu verilere göre, AKP iktidarı her ay asgari ücretlinin (ve emeklinin) aylığından 2 çeyrek altını alarak toplamda 328 çeyrek altınına el koydu.

Gelsin dört işlem:

Bugünkü değeri ile bu miktar, bir kişi için 328 x 4730 = 1.551.440.-TL eder.

Çalışan sayısının 33 milyon, emekli sayısının 16 milyon olduğu düşünülürse, devletin vatandaştan topladığı paranın ne kadar büyük olduğu (49.000.000x 1.551.440= 76.020.560.000.000 .-TL-76 trilyon lira) ortaya çıkar.

Bu kadar büyük paranın hesabı elbette ki bu dünyada verilemez; ancak “İndellah”ta sorulabilir!..

***

Ve:

İş döner dolaşır “şükür” (6) meselesine dayanır.

Vatandaşın kesesinden alınan 328 çeyrek altın için Yüce Tanrı’ya şükretmesini istemek sadece Türkiye’ye özgü bir çelişkidir.

Bu anlamıyla “şükür”, daha beteri de olabilirdi hatırlatmasını içeren bir tehdittir aslında!..

***

Cumhurbaşkanımızın memleketi Rize’de geçtiğimiz Perşembe günü, öğle namazını kılmak için bekleyen vatandaşlar arasındaki sohbetin, Cuma günü (7) cami içerisine nasıl yansıdığını da merak ediyorsunuz elbette.

Ben de merak ettim ve araştırdım.

Malumunuz olduğu üzere, cami içerisinde ne konuşulacağına cemaat karar veremez.

Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan hutbe ne ise bütün camilerde o okunur.

İmamların bu hutbede değişiklik yapması asla söz konusu olamaz.

Dolayısıyla Perşembe günü cami avlusunda konuşulanları, “toplumsal konudur ve halkı bu konuda bilinçlendirmek gerekir” düşüncesi ile cami içerisinde konuşmaya kalkışmak, “disiplin suçu” oluşturur…

Böyle bir cesareti gösterecek imamın, ortalama 41.000.-TL maaşından (8) vazgeçmesi gerekir…

***

Cuma’ya gitmeyen/gidemeyenlerin cuma hutbesinde neler öğütlendiğini merak ettiğini biliyorum.

Özetleyerek aktarıyorum:

Gıybet, dedikodu ve hakaret gibi kötülüklerle dillerimizi kirletenlere, kibir, gurur ve haset gibi fenalıklarla kalplerimizi karartanlara; alkol, kumar, faiz, kul ve kamu hakkı gibi haramları kursağından geçirenlere; rüşvet, stokçuluk ve karaborsacılık gibi günahlarla haksız kazanç sağlayanlara “tövbe” ve “istiğfar” (af edilmeyi isteme) etmeleri” öğütlenmiştir…(9)

Bu cümleyi bir kez daha okur musunuz lütfen!

Bakın bakalım, aralarında tanıdıklarınıza rastlayacak mısınız?

Aklınıza gelenleri sakın ha sakın, yüksek sesle söylemeyiniz!..

Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “halka yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “Devletin kurum ve organlarını aşağılama” ve malum şahsa “hakaret” gibi suçlardan kodesi boylama olasılığının varlığını hiçbir zaman akıldan uzak tutmayınız…

***

Yatın kalkın:

Şükredin, şükredin, şükredin!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Süper emekli, 1990’larda yapılan düzenlemelerle, emeklilik yaş şartı aranmaksızın belirli prim gününü dolduran kişiler emekli olmuştur. Bu düzenleme, o dönemde birçok kişinin 40’lı yaşlarında emekli olmasına imkan tanımış ve bu kişiler genellikle “süper emekli” olarak anılmıştır.Özel sektörde üst düzey görevlerde çalışmış veya bağımsız olarak yüksek prim ödeyen kişiler, emekli olduklarında ortalamanın üzerinde maaş alabilirler.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1162095

(2) İndellah, Allah’ın katı, Allah’ın nezdi anlamındadır.

(3) https://www.nefes.com.tr/emekli-hafizdan-hemsehrisi-erdogana-bir-yuzugum-var-dedi-dunya-onun-oldu-4678

(4)Temel Bilimler, fizik, kimya, biyoloji‘den oluşur. Diğer tüm bilimsel sahalar, Temel Bilimler’in alt dalları olarak ele alınır. Matematik, Temel Bilimler’in dili olarak verimli bir yöntem olarak kabul edilir ama temel bilimlerle aynı tutulmaz.

(5)https://www.milligazete.com.tr/haber/22908165/2002de-6-ceyrek-aliniyordu-yeni-asgari-ucret-ile-ancak-4-ceyrek-altin-alinabiliyor-asgari-ucretlinin-2-ceyrek-altini-22-yilda-kayiplara-karisti#:~:text=AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında 184 lira olan,4%2C49’a düştü.

(6) Şükür kavramı hadislerde; hem “verdiği nimetten dolayı kulun Allah’a minnettar olması” hem “Allah’ın kullarının şükrüne karşılık vermesi, iyiliklerini ödüllendirmesi” hem de “insanların birbirine teşekkür etmesi” mânasında geçmektedir.

https://islamansiklopedisi.org.tr/sukur#:~:text=Hadislerde şükür kavramı hem “verdiği,birbirine teşekkür etmesi” mânasında geçmektedir.

(7) Buhari‘ye göre; Cuma günü gerekli temizliği yaptıktan sonra camiye gidip hutbe dinleyen ve namazı kılan kimsenin o gün ile daha önceki cuma arasında işlemiş olduğu günahların affedilecektir. (Buhârî, “Cumʿa”, 6, 19; Müslim, “Cumʿa”, 26) Bu yüzden Cuma günü müslümanlar için önemli bir ibadet günüdür. Cuma günü için Kuran’da şu ayet yazılıdır: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma Suresi, 9. Ayet)

Cuma namazı, Müslümanların topluca bir araya gelmesini ve aralarındaki bağları güçlendirmesini sağlar. Camilerde yapılan hutbeler, dini ve toplumsal konular hakkında bilinç oluşturmayı amaçlar.

https://islamansiklopedisi.org.tr/cuma

(8) https://www.kariyer.net/pozisyonlar/din+gorevlisi/maas

(9) “Oysaki Yüce Rabbimiz, her ânın kıymetini bilmeyi, geçmişimizi muhasebe etmeyi, geleceğimizi ise iyilik ve hayır üzere planlamayı bizlere tavsiye etmektedir… Öyleyse geliniz, mübarek üç ayların iklimine girerken bu günleri tövbe ve istiğfarla geçirelim. Bir daha aynı hatalara düşmemeye azmedelim… Gıybet, dedikodu ve hakaret gibi kötülüklerle dillerimizi kirlettiysek; kibir, gurur ve haset gibi fenalıklarla kalplerimizi kararttıysak; alkol, kumar, faiz, kul ve kamu hakkı gibi haramları kursağımızdan geçirdiysek; rüşvet, stokçuluk ve karaborsacılık gibi günahlarla haksız kazanç sağladıysak hiç vakit kaybetmeden tövbe edelim… Allah katında makbul olan tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra da çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir. (Nisâ, 4/17)

https://www.diyanethaber.com.tr/27-aralik-2024-cuma-hutbesi

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir