KONUK YAZARLAR

“ORTADOĞU SAVAŞI”NDA NE YAPABİLİRİZ?

30 Ocak günü Trump, Beyaz Saray’da başkanlık kararnamesi imza töreninde yaptığı konuşmada, özellikle dış politika ve İran meselesine dair önemli değerlendirmelerde bulundu:

“Anlaşma yaparsak bu iyi olur, yapamazsak neler olacağını göreceğiz” (1) dedi…

☆☆☆

Ardından İran’dan arka arkaya “reform” çağrıları yükseldi:

Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, İran İslâm Devrimi’nin 47. yılı münasebetiyle düzenlenen törende, İmam Humeyni’nin ilkelerine bağlılığını vurguladıktan sonra, protestocuların sesine kulak vermek gerektiğini işaret etti ve:

“Eğer halk genel olarak memnun olmazsa belirli bir azınlığın memnuniyetinin hiçbir faydası olmaz. Halka karşı davranış biçimlerimizi değiştirmeliyiz. Onları emir verdiğimiz kimseler olarak değil, hizmet sunduğumuz kimseler olarak görmeliyiz” (2) dedi…

Yedinci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de 11 ve 12. dönem bakanları ile bir araya gelerek toplumsal olaylar dolayısıyla “reform” çağrısı yaptı.

Ruhani: “Sokaktaki insanlar ne söylemiş olursa olsunlar seslerini duymalıyız. Halk verdiği mesajı aldığımızı hissetmeli. Hedef halkın memnuniyeti olmalı. Büyük bir reformla halka cevap vermeliyiz” (3) dedi…

☆☆☆

Bu ifadeler, İranlı muhaliflerin değil İran’ı yöneten üst düzey yöneticilerin kabulleridir.

Bir bakıma Şii (4) anlayışın halka nasıl baktığının da bir itirafı gibi değerlendirilebilirler…

Şii, Sünni ve Selefi-Vehhabi anlayışları öğrenmeden, Ortadoğu’da yaşananları ve yaşanacakları anlamak olanaksızdır.

Bu yüzden bu yazımızın 4 numaralı dipnotunda “Şiilik nedir?” sorusuna ana hatları ile yanıt verilmeye çalışılmıştır.

Mutlaka okumanızı öneririm…

Böylece Sünniliğin de ana hatlarını öğrenmiş olacaksınız…

☆☆☆

Bütün dünyanın aklındaki sorulardır:

ABD İran’ı vurmadan geri döner mi?

İran ABD’nin istediklerini verilebilir mi?

İran gibi, bölge ülkelerin hemen hepsinde “vekili” (5) bulunan bir devlet; nükleer programından vazgeçip, İsrail’i vurabilen 2000 km’ye kadar uzanabilen uzun menzilli füzelerini (6) ortadan kaldırmayı kabul edebilir mi?

☆☆☆

Bir de Çin’e petrol satışını durdurmalarını istiyorlar!

Bir taşla iki kuş vurmak buna denir işte…

ABD, Venezuela’dan en büyük rakibi Çin’e petrol akışını kestikten sonra, bu fırsattan yararlanarak bir darbe de İran üzerinden vurmak hesabı içerisindedir.

Aksi halde, körfezi Cehenneme çevirecekleri tehdidini yineliyorlar…

Emperyalizmin kana ve paraya doymaz olduğu bir kez daha kanıtlanıyor!..

☆☆☆

Eş zamanlı olarak, Trump’ın Rivyera yapmaya kararlı olduğu Gazze’de, ateşkese rağmen İsrail Han Yunus’taki kampı bombalamaya devam ediyor.

Sabah, bölgeden gelen haberlerde; aralarında çocukların da bulunduğu  37 kişi hayatını kaybettiği haberi geldi…

Trump’ın gözetiminde yapılan anlaşmalara “anlaşma” denebilir mi?

Dolayısıyla İran’a dayatılan “yeni anlaşma”nın da öyle olacağı bellidir….

☆☆☆

Aslında İran’a bir “anlaşma” değil, “anlaşmama” dayatılıyor…

ABD’nin yerine getirilemez isteklerinin anlamı: Sakın isteklerimizi kabul edip teslim olmayın! Savaşacağız…

Çünkü ABD’nin acil olarak Ortadoğu’da uzun sürecek bir savaşa ihtiyacı var.

Ancak o zaman Çin’in petrolünü kesebilecekler…

Ancak o zaman Çin’le rekabet edebilecekler!

Ancak o zaman Çin’i masaya oturabilirler…

Unutmayalım:

Verilere göre, Çin’in Kasım 2025 itibarıyla ABD Hazine tahvillerinde tuttuğu miktar yaklaşık 682 – 690 milyar ABD doları civarındadır. (7)

Bu miktar, Çin devletine, merkez bankasına ve Çinli yatırımcılara ait Hazine tahvilleri toplamıdır…

☆☆☆

ABD’nin bir uçak gemisi taarruz grubunun (veya filonun) günlük maliyetinin 15-21 milyon dolar olduğu düşünülürse, anlaşmaya varılana (veya savaş bitene) kadar geçecek süre için giderleri kim karşılayacak?

Trump, bunu ABD’nin bütçesinden hayatta karşılamaz!

En akla yatkın yanıt, milyonlarca (belki de milyarlarca) tutacak olan faturayı İran’a kesecektir…

Ama hiç de belli olmaz; Trump yaptığı masrafları, ki bu miktar 1 Uçak Gemisi Taarruz Grubu (CGS) olduğu düşünülürse günlük toplam maliyetinin 15-21 milyon dolar civarında olacaktır, Suudi Arabistan, BAE, Katar vb. gibi devletlerden ikinci kez de isteyebilir…

Ticaret erbabıdır ya!..

Tıpkı “Gazze Komisyonu”na katılmak isteyen üyelerden 1 milyar ABD doları nakdi katkı yapmalarını istediği gibi…. (8)

Trump bu, ister mi ister!..

☆☆☆

Gelelim işin bizi doğrudan ilgilendiren yönüne:

Olası bir Ortadoğu Savaşından Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değildir. (9)

Bu yüzden çevremizde ne olup bittiğini iyi anlamak zorundayız.

Başımızda bulunan siyasi iktidarın, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel güvenlik politikalarından uzaklaşmaması için kamuoyu baskısını üzerinden eksik etmemek hayati önemdedir.

Doğru ve olması gereken kamuoyunu oluşturarak iktidarı denetlemek ve hatalı işler yapmasının önüne geçmek, ertelenemez bir yurttaşlık ödevi olarak karşımızda durmaktadır…

En ağır ve acımasız eleştirileri de yapacağız, gerektiğinde tek yürek ve tek yumruk olarak da hükümetimizin arkasında duracağız…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/trump-iranla-anlasma-yaparsak-bu-iyi-olur-anlasma-yapamazsak-neler-olacagini-gorecegiz/3815799?utm_source=chatgpt.com

(2) https://english.almayadeen.net/news/politics/pezeshkian-urges-unity–warns-of-foreign-meddling-in-protest?utm_source=chatgpt.com

(3) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/eski-iran-cumhurbaskani-ruhani-den-buyuk-reform-cagrisi/3816329?utm_source=chatgpt.com

(4) ŞİİLİK:

Şiiliğin başlangıç noktası: Hz. Muhammed’in vefatıdır. (632)  İslam tarihinde ilk kırılma, Hz. Muhammed’in 632’de vefatıyla başlar. Sorun şuydu: İslam toplumunu kim yönetecek? Bu konuda Kur’an’da açık bir halefiyet yöntemi yoktu.  İlk ayrışma siyasi liderlik meselesinden doğmuştur. Sonradan “Sünni” çizgiyi oluşturan çoğunluğun görüşü: Lider, ümmetin seçimiyle belirlenebilir şeklindeydi. Bu anlayışla: Ebû Bekir, sonra Ömer, daha sonra da Osman halife oldular.

“Şiatü Ali” olarak adlandırılan azınlık bir grup liderliğin Hz. Muhammed’in ailesine ait olması gerektiğini savundu. Özellikle: Damadı Ali’nin Peygamber’e en yakın kişi olduğu gerekçesiyle hak sahibi olduğunu ileri sürdüler.

(“Şia” kelimesi: Şiatü Ali = Ali’nin taraftarları anlamına gelir.)

Dönüm noktası: Hz. Ali’nin halifeliği ve iç savaşlardır. (656–661) Ali 656’da halife oldu. Ancak: Cemel ve Sıffin savaşları yaşandı. Bu dönemde İslâm dünyası ilk iç savaşını (fitne) yaşadı. 661’de Ali suikastla öldürüldü. Bu olaylar, siyasi ayrılığı derinleştirdi ama henüz tam bir mezhep ayrımı yoktu.

İkinci kırılma anı: Kerbela Olayıdır. (680) Ali’nin oğlu Hüseyin, Emevi halifesi Yezid’e biat etmeyi reddetti. Kerbela’da Hüseyin ve yakınları öldürüldü. Kerbela, Şiilik için sadece bir siyasi olay değil, zulme karşı direniş, şehadet ve adalet sembolü kabul edildi.

Bu olaydan sonra Şiilik: Siyasi bir tutumdan dinsel kimliğe dönüştü…

Şiiliğin temel doktrini: İmamet’dir. Şiilikte temel fark halifelik değil, imamet anlayışıdır. İmamet ne demektir? İmam: Sadece siyasi lider değil, ilahi olarak seçilmiş, masum (günahsız) kabul edilen rehberdir. İmamlık: Ali ve soyuna aittir. Bu düşünce, Sünnilikte yoktur.

8 ve 10. Yüzyıllarda zamanla farklı Şii kolları ortaya çıkmıştır. “On İki İmamcılar” (İmamiyye): Bugün İran, Azerbaycan ve Irak’ta etkin durumda olan mezheptir. İsmaililer adlı bir başka grup daha vardır. Bunlar: Güney Asya, Orta Asya, Ortadoğu’nun bazı bölgeleri, Doğu Afrika, Batı diasporası üzerinde dağılmışlardır. Küresel ama azınlık bir Şiî mezhebidir.  Yemen’de ise Zeydiler vardır.  On İki İmamcı Şiilikte; İmam Muhammed el-Mehdi’nin gaybete girdiğine inanılır. Bu anlayış: Şii fıkhını ve Din–siyaset ilişkisini derinden etkilemiştir.

Şiiliğin devlet mezhebi hâline gelmesi Safevîler (16. yüzyıl) dönemindedir. Safevî Devleti, Şiiliği İran’da devlet mezhebi ilan etmiştir. Bu adım: İran–Osmanlı ayrışmasını, bugünkü mezhepsel coğrafyayı şekillendirmiştir.

Özetle: Şiilik; Hz. Muhammed sonrası liderlik sorunundan doğmuştur. Başlangıçta siyasi, Kerbela’dan sonra dinsel kimlik kazanmıştır. Temel fark: İmamet anlayışıdır. Kerbela, Şiiliğin kurucu travması ve ahlaki referansıdır. Safevîler, Şiiliği devlet ve coğrafya ile kalıcılaştırmıştır.

Şiilik – Sünnilik Temel Farkları şunlardır: Bu ayrımın özü, ibadet farkı değil, otorite ve meşruiyet anlayışıdır. Kavramsal farkın özü şudur: Şiilikte hakikat yorumu tekildir, imam bilir, Sünnilikte ise hakikat yorumu çoğuldur; alimler ve icma ne derse odur.

Bu nedenle Şiilik: Merkezî, Sünnilik: Dağınık otoriteli bir yapıya sahiptir.

Kerbela’nın günümüz siyaseti ve toplumsal hafızaya etkisi şöyle olmuştur: Ali’nin oğlu Hüseyin, Yezid yönetimine karşı çıktığı için 680’de Kerbela’da öldürüldü. Şiilikte Kerbela’nın anlamı: Sadece bir yenilgi değil, zulme karşı ahlaki direniş modelidir. Şu semboller buradan gelmektedir: Mazlumiyet, şehadet, adalet için ölümü göze alma…

Günümüz siyasetine yansıması ise: Kerbela anlatısı, devrimci mobilizasyon sağlar, toplumsal dayanışmayı güçlendirir, “biz ve onlar” bilincini keskinleştirir.

Somut örnekler olarak şunlar gösterilebilir: İran İslam Cumhuriyeti’nde “Her gün Aşura, her yer Kerbela”dır söylemi sürekli tekrar edilir.  Hizbullah, Kerbela diliyle savaş meşruiyetini üretir. Irak’ta: Şii kimliği Kerbela etrafında siyasal kimliğe dönüşür. Sonuç: Kerbela, Şiilikte teoloji, siyaset ve duygu üçlüsünün merkezidir.

(5) İRAN’IN BÖLGEDEKİ VEKİLLERİ

Lübnan’da Hizbullah: İran’ın en güçlü ve en eski müttefiki olarak; askerî, istihbarî ve ideolojik bağları ile İsrail’e karşı ön cephe gücü ve Suriye savaşında Esad rejiminin ana destekçisiydi.

Filistin’de Hamas: Sünni olmasına rağmen İran’la stratejik ittifak içerisindedir; silah, eğitim ve mali destekle, İsrail’e karşı dolaylı baskı unsurudur.

Filistin İslami Cihadı: İran’la en uyumlu Filistinli örgüttür. Doğrudan askerî ve mali destek almaktadır.

Suriye’deki Ulusal Savunma Güçleri: İran destekli yerel milis ağıdır, Esad rejiminin iç güvenlik dayanağıydı. Suriye’de İran bağlantılı yabancı Şii milisler de vardır: Fatemiyun Tugayı (Afganlı), Zeynebiyun Tugayı (Pakistanlı) bunlardır.

Irak’ta Haşdi Şabi (Şii milis şemsiyesi): Haşdi Şabi içindeki İran’a yakın ana gruplar: Kataib Hizbullah, Asaib Ehl el-Hak ve Bedir Örgütü’dür. Irak’ta İran’ın en derin ve kurumsallaşmış etkisi burada görülür.

Yemen’de Husiler (Ensarullah): İran’dan füze, İHA ve askerî teknoloji desteği alarak, Kızıldeniz ve Babülmendep’te deniz trafiğine baskı yapar, Suudi Arabistan’a karşı stratejik kaldıraç işlevi görür.

Bahreyn’de: Küçük Şii yeraltı hücreleri ve muhalif ağlar vardır, bunlar doğrudan askerî güç değil, istihbarî/siyasi nüfuz olarak işlev görürler.

İran’ın bu örgütlerle kurduğu ilişkinin amacı: İsrail’i çok cepheli baskı altında tutmak, ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik caydırıcılık, bölgesel nüfuzu düşük maliyetle genişletmek ve doğrudan savaştan kaçınarak vekalet savaşı yürütmektir…

Sonuç: İran, Ortadoğu’da Hizbullah, Hamas, Filistin İslami Cihadı, Irak’taki Şii milisler, Suriye’deki yabancı Şii tugaylar ve Yemen’de Husiler üzerinden çok katmanlı bir vekâlet ağı kurmuş; bu ağ sayesinde İsrail, ABD ve Körfez ülkelerine karşı sürekli baskı ve caydırıcılık sağlamaktadır.

(6) İran’ın uzun menzilli füze programı, ülkenin caydırıcılık ve savunma stratejisinin temel unsurlarından biridir.

İran’ın uzun menzilli füzeleri: İran, güçlü bir hava kuvvetine sahip olmadığı için balistik füzelere caydırıcı güç olarak yatırım yaptı. Amacı bölgesel rakiplere ve olası saldırılara karşı asimetrik caydırıcılık sağlamaktır. Menzil kategorileri genelde üç grupta anılır: Kısa menzil (SRBM): ~300–1.000 km, orta menzil (MRBM): ~1.000–3.000 km, uzun menzil / IRBM eşiği: 2.000 km ve üzeri. İran’ın bilinen en uzun menzilleri bu seviyeye yakındır. İran’ın resmen açıkladığı füzelerin çoğu 2.000 km civarını aşmayan menzillere sahiptir.

 Tartışmalar ve endişeler: ABD ve bazı ülkeler, bu programın nükleer başlık taşıma potansiyeli yaratabileceğini savunur. İran ise programının savunma amaçlı ve konvansiyonel olduğunu belirtir. Füze programı, nükleer anlaşma tartışmalarında sık sık gündeme gelir.  Genel değerlendirme olarak şunlar söylenebilir: İran, bölgenin en büyük balistik füze envanterlerinden birine sahip kabul edilir. Odak noktası: menzil, hareketli fırlatma sistemleri ve katı yakıt teknolojisidir. Bu kapasite, İran’ın bölgesel caydırıcılığının ana unsurlarından biridir.

(7) https://tradingeconomics.com/united-states/foreign-treasury-holdings-china

(8) https://cemilcan.gen.tr/insaat-isi-acayip-onemlidir/

(9) Olası bir Ortadoğu Savaşında İran tarafı: Hizbullah, Hamas, Filistin İslami Cihadı, Irak’taki Kataib Hizbullah vb. gibi ülkelerdir.  Karşı blok ise, İsrail, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri olacaktır.

Böyle bir savaştan en çok etkilenecek ülkelerin başında hiç kuşku yok ki Türkiye gelmektedir.

Türkiye, İran’ın bölgedeki vekil ağıyla doğrudan çatışmadan kaçınan, fakat sınır güvenliği ve ticaret hatları üzerinden dolaylı etkilenebilen bir konumdadır. Suriye sahası: İran’a yakın Şii milislerin varlığı, Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik mimarisini ve Astana dengelerini etkiler. Irak hattı: İran’a yakın Haşdi Şabi içindeki gruplar, Kuzey Irak’ta hareket alanını daraltabilirler. Kızıldeniz / Doğu Akdeniz: Husiler kaynaklı gerilimler, küresel ticaret ve sigorta maliyetlerini yükselterek Türkiye ekonomisini dolaylı etkilerler. Türkiye’ye etkisi: Suriye sınırında askerî baskı artışı, Mülteci ve güvenlik riskleridir. Vekâlet aşaması geçilir de doğrudan çatışmalar başlasa; enerji fiyatlarında sert şok artışlar söz konusu olabilir, Boğazlar ve hava sahası üzerindeki diplomatik baskı gündeme gelebilir, bölgesel ticaretin ciddi daralması ve Doğu Akdeniz’de enerji diplomasisi zorlaşması ile karşılaşılabilir.  

Olası bir bölgesel savaşın enerji ve ticaret hatları üzerinden somut etkileri için şunlar sayılabilir: Kızıldeniz – Babülmendep’te Husiler kaynaklı saldırılar Süveyş üzerinden taşımayı azaltır, gemiler Afrika çevresine yönelmek zorunda kalırlar… Bunun Türkiye’ye etkisi: Uzak Doğu–Türkiye ticareti yavaşlaması ve ithal girdilerinin pahalanmasıdır.

Kritik nokta: Türkiye doğrudan taraf değil, ama en çok etkilenen ticaret ülkelerinden biri olacaktır...

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir