“LAİKLİK” ÜZERİNDEN DERİN TARTIŞMALAR!..

Anayasal “Laiklik ilkesi”nin (1) kabul edilişinin 89. yılındayız (2) ama hâlâ “laiklik nedir ne değildir?” sorusunu tartışıyoruz…
Son yıllarda laiklik karşıtlarının siyasi iktidarı ele geçirmeleri ile laiklik karşıtlığı simgelerin kamusal alanda (özel kişilere ait olmayan herkese açık olan; sokaklar, meydanler, parklar, devlet daireleri, okullar, hastaneler vb. gibi ortak yerlerde) daha görünür olmaları dikkat çekicidir.
Bazı siyasilerin laiklik ilkesini sağmal ineğin memesi gibi görmeleri ve bu ilkeye faydacı bir şekilde yaklaşmaları sonucu; uzun zaman içerisinde ileriye doğru yapılan atılımlar, kısa zaman aralığındaki geri adımlarla heba olup gitmişlerdir…
☆☆☆
Önde gelen savunucularında Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı laikliği: Din ve devlet işlerinin ayrılması, inanç özgürlüğünün güvence altına alınması ve demokrasinin temel şartı
olarak kabul etmiş ve eserlerinde bu çerçeveyi bilim adamı dürüstlüğü ile savunmuştur. (3)
Gerçekten de laiklik, özgürlüğün, demokrasinin ve çağdaşlaşmanın vazgeçilmez güvencesidir. (4)
Laiklik, asla din karşıtlığı değildir; özgürlük, eşitlik ilkesi ve demokratik düzenin bir numaralı koruyucusudur…
☆☆☆
Türkiye’deki “laiklik karşıt” olarak tanımlanan çevreler tek tip değillerdir; farklı dini, siyasi ve entelektüel gruplar vardır ve farklı gerekçeler ileri sürerler.
Laiklik karşıtlarının, kamuoyunda sıkça duyulan bazı ortak söylem kalıpları (5) vardır.
Bunların başında; laiklik ilkesinin dindarların haklarını sınırlandırdığı ve toplumsal değerlerle çatıştığı eleştirileri gelmektedir.
Oysa tam aksine, laiklik din özgürlüğünün güvencesidir ve devleti sınırlamaktadır… (6)
Laiklik, farklı inançların barış içinde yaşayabilmeleri için devletin tarafsız kalmasını önerir…
☆☆☆
Türkiye’de laiklik tartışmaları genellikle; özgürlük–tarafsızlık–kimlik ekseninde dönmektedir:
1920’li –30’lu yıllar kuruluş ve reform dönemidir. Medeni Kanun bu dönemde kabul edilmiş, eğitim ve hukukta laikleşme bu dönemde benimsenmiştir. “Modernleşme mi, gelenek kaybı mı?” tartışmaları yine bu dönemde filizlenmiştir.
1950–70’li yıllarda çok partili hayata geçilmiştir. Dinî söylemin siyasette artışını, imam hatip okulları ve din eğitimi tartışmaları takip etmiştir. “Halkın değerleri mi, laik devlet mi?” tartışmaları başlatılmış ve halk ile devlet karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır.
1980’ler–90’lar ise kimlik gerilimi dönemidir. Başörtüsü tartışmaları, Siyasal İslâm’ın yükselişi bu dönemde dizginlenemez hal almıştır. Tartışmalar, “laiklik özgürlük mü, kısıtlama mı?” cümlesinde yoğunlaşmıştır.
2000’ler sonrası için laikliği “yeniden tanımlanma” dönemi denebilir. Başörtüsü yasaklarının kaldırılması ve din-devlet ilişkilerinin yeni dengeler üzerine oturtulması konusunda bayağı yol alınmıştır. Tartışmalar, daha çok “pasif laiklik mi, aktif laiklik mi?” (7) üzerinden yürütülmüştür…
☆☆☆
Türkiye için şu tespit yapılabilir: Tarihsel olarak aktif laikliğe daha yakın başlamış, son yıllarda bazı alanlarda pasif laiklik uygulamalarına yaklaşmıştır.
Bu yüzden Türkiye’de tartışmalar çoğu zaman “hangi laiklik modeli?” sorusuna dönüşmüştür.
Toplumların tarihi, dini yapıları ve siyasi kültürlerinde farklılıklar olduğu için laiklik de her ülkede farklı şekilde uygulanmıştır. (8)
☆☆☆
İslâm Dini’nin, laiklik ilkesi ile çelişen ve/veya uyuşan yanları tartışma konularının hep ön sıralarında kalmıştır.
Oldukça gerilimli olan bu (hassas ve akademik) alanı meraklıları için (9) numaralı dipnotta özetledim…
Okumanızı özellikle öneriyorum…
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR
(1) Laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla
ve bilime dayandırılmasıdır.
https://www.meb.gov.tr/ataturk/Ilkeleri/Laiklik
(2) 5 Şubat 1937 tarihli 3115 Sayılı Yasa ile 1924 Anayasası’nın 2. maddesi “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır” şeklinde değiştirilmiştir.
(3) Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın kitap ve yazılarındaki yaklaşımı temel alınarak laiklik anlayışı şu 5 maddede özetlenebilir:
- Laiklik din karşıtlığı değildir: Devlet, dinler karşısında tarafsız olmalıdır. Amaç: Dini bastırmak değil, herkesin inancını özgürce yaşayabilmesinisağlamaktır,
- Laiklik, inanç özgürlüğünün güvencesidir: Laiklik, yalnızca inananları değil, inanmayanları da korur. Kimsenin inancı nedeniyle baskı görmemesi ancak laik devletle mümkündür.
- Demokrasinin temel şartıdır: Laiklik olmadan gerçek demokrasi kurulamaz. Çünkü dinin siyasete alet edilmesi, çoğulculuğu zedeler.
- Hukukun dine değil akla dayanmasıdır: Yasalar dini kurallara göre değil, akıl, bilim ve toplumsal ihtiyaçlara göreyapılmalıdır. Bu, modern devletin temelidir.
- Atatürk devrimlerinin omurgasıdır: Laiklik, Cumhuriyet’in çağdaşlaşma projesinin merkezindedir. Eğitim, hukuk ve yönetim alanındaki reformların temel dayanağıdır.
(4) Anlamını koruyacak biçimde derlenen aşağıdaki cümleler, Kışlalı’nın kitapları ile köşe yazılarında sıkça vurguladığı görüşlerini yansıtan özlü ifadeleridir:
“Laiklik, din ve vicdan özgürlüğünün teminatıdır.” Laiklik, dindarın da dinsizin de güvencesidir.
“Devletin dini olmaz; devlet tüm inançlara eşit uzaklıkta durur.”
Laik devlette yurttaşlık bağı, inanç bağının önündedir.
“Laiklik olmadan demokrasi çoğunluk baskısına dönüşebilir.”
Dinî referanslı siyaset, azınlık haklarını zedeleyebilir.
“Laiklik, aklın ve bilimin rehberliğinde hukuk düzeni kurmaktır.”
Yasaların kaynağı din değil, toplumsal ihtiyaç ve akıl olmalıdır.
“Laiklik, çağdaşlaşmanın ön koşuludur.”
Eğitimden hukuka pek çok reformun temelidir.
(5) Laiklik Karşıtlarının En Sık Görülen Söylem Başlıkları
- “Laiklik din karşıtlığına dönüştü”: Türkiye’de laikliğin tarafsızlık değil, dini kamusal alandan dışlamaşeklinde uygulandığı iddia edilir. Özellikle geçmişteki başörtüsü yasakları gibi örnekler referans verilir.
- “Laiklik Batı kökenlidir, topluma yabancıdır”: Laikliğin Avrupa tarihinin ürünü olduğu, Türkiye’nin dini ve kültürel yapısına tam uymadığı ileri sürülür.
- “Dindarların haklarını sınırlandırıyor”: İnançlı bireylerin kamusal alandaki görünürlüğünün kısıtlandığı, bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğu savunulur.
- “Devlet zaten tarafsız değildir”: Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar örnek gösterilerek, devletin fiilen din alanında düzenleyici ve yönlendirici olduğu söylenir. Bu yüzden “gerçek laiklik” olmadığı iddia edilir.
- “Laiklik toplumsal değerlerle çatışıyor”: Laik hukuk düzeninin bazı konularda dini/manevi değerlerle uyumsuz olduğu ileri sürülür. Aile, eğitim ve ahlâk konuları bu çerçevede tartışılır.
(6) Laiklik Savunucularının Yanıtları
Laiklik savunucuları, laikliği din karşıtlığı değil özgürlük ve tarafsızlık ilkesi olarak yorumlarlar. Laiklik karşıtı söylemlere verdikleri başlıca yanıtlar şunlardır:
- a) “Laiklik din karşıtlığıdır” iddiasına yanıt: Laiklik dinin değil, devletin sınırlandırılmasıdır. Devletin dini kurallara göre değil, ortak hukuk kurallarıyla yönetilmesini sağlar. Dindar bireylerin inancını özgürce yaşayabilmesinin güvencesidir. Klasik ifadesi ile: “Laiklik, din özgürlüğünün teminatıdır.”
- b) “Laiklik topluma yabancıdır” iddiasına yanıt: Laiklik evrensel bir yönetim ilkesidir; sadece Batı’ya ait değildir. Farklı din ve mezheplerin birlikte yaşadığı toplumlarda barış için Türkiye gibi çoğulcu toplumlarda tarafsız devlet yapısı zorunludur.
- c) “Dindarların haklarını kısıtlıyor” iddiasına yanıt: Sorun laiklik değil, geçmişteki yanlış uygulamalardır. Laiklik doğru uygulandığında hem inananı hem inanmayanı korur. Asıl eşitsizliği devletin bir dini kayırması yaratır.
- d) “Devlet zaten tarafsız değil” eleştirisine yanıt: Bu, laikliğin değil uygulamanın eksikliğidir. Çözüm laikliği zayıflatmak değil, daha tutarlı uygulamaktır.
- e) “Ahlaki değerlerle çatışıyor” iddiasına yanıt: Laik hukuk, ahlâksızlık değil ortak yaşam kurallarıüretir. Dini ahlâk, bireysel alanda yaşanabilir. Devlet herkese aynı ahlâkı dayatamaz.
(7) “Aktif laiklik” ve “pasif laiklik” ayrımı, akademik literatürde devletin din karşısındaki ne kadar müdahil ya da serbest bırakıcı olduğu farkını anlatmak için kullanılır. Bu ifadeler, resmî hukuk terimleri değil, açıklayıcı kavramlardır.
Aktif laiklik: Devlet, dinin kamusal alandaki etkisini sınırlamak için aktif rol alır. Din mümkün olduğunca özel alanla sınırlandırılır. Kamusal kurumlarda dini sembollere kısıtlamalar olabilir. Devlet, dinin siyaseti ve kamu düzenini etkilememesi için müdahale eder. Amaç, dinin devlet işlerine karışmasını önlemek ve kamusal alanı “dini etkiden arındırmak” olarak özetlenebilir… Devlet dini kamusal alandan uzak tutar.
Pasif laiklik: Devlet, din karşısında mesafeli ama daha serbest bırakıcıdır. Dini semboller kamusal alanda genelde serbesttir. Devlet dinî ifadeyi sınırlamak yerine çoğulculuğu korur. Müdahale minimum düzeydedir. Amaç, inanç özgürlüğünü en geniş biçimde korumak ve devlet tarafsızlığını yasaklarla değil eşitlikle sağlamaktır. Devlet dini sınırlamaz, hepsine eşit durur.
(8) Dünyada “laiklik” tek tip değildir. Ülkeler, din–devlet ilişkisini farklı biçimlerde düzenler. Sade ve anlaşılır biçimde üç ana modelden söz edebiliriz:
a.) Katı (Fransız tipi) laiklik: Örnek ülke Fransa’dır. Devlet ile din arasında keskin bir duvar vardır mantığı egemendir. Özellikleri: Din kamusal alanda mümkün olduğunca görünmez olmalıdır. Devlet kurumlarında dini sembollere sınırlamalar olabilir. Din tamamen özel alan konusu sayılır. Artısı: Devlet tarafsızlığı çok nettir. Eleştirisi: Dindar bireylerin kamusal görünürlüğünü kısıtlanabilir.
b.) Liberal / Anglo-Sakson laiklik: Örnek ülkeler; Amerika Birleşik Devletleri ile Birleşik Krallık’tır. Devlet bir dine bağlı değildir ama din kamusal alanda görünür olabilir mantığı hakimdir. Özellikleri: Dini semboller ve ifadeler kamusal alanda genelde serbesttir. Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmaya çalışır. Din özgürlüğü vurgusu çok güçlüdür. Artısı: Bireysel özgürlük alanı geniştir. Eleştirisi: Din–siyaset etkileşimi artabilir.
c.) Düzenleyici (Türk tipi) laiklik: Örnek ülke Türkiye gösterilebilir. Devlet din işlerinden tamamen çekilmez mantığı ile hareket edilir. Devlet dini alanı düzenler ve denetler. Özellikleri: Diyanet gibi kurumlarla din hizmetleri organize edilir. Amaç, dini devlet kontrolü dışında güç odağı olmaktan uzak tutmaktır. Tarihsel olarak modernleşme projesinin parçasıdır. Artısı: Din üzerinde kamu denetimi sağlar. Eleştirisi: “Devlet gerçekten tarafsız mı?” sorusu sık sorulur.
(9) İSLÂM LAİKLİKLE ÇELİŞİYOR MU?
Önce önemli bir çerçeve çizelim: İslâm tek yorumlu bir din değildir. Farklı mezhepler, hukuk ekolleri ve modern yorumlar vardır. Dolayısıyla “İslam ve laiklik” ilişkisi yoruma göre değişir. Aşağıda, siyaset bilimi ve din sosyolojisi literatüründe laiklikle gerilimli görülebilen alanlar özetlenmiştir. Bunlar, değer yargıları değil, akademik tartışma başlıklarıdır.
Laiklikle gerilimli görülen başlıca alanlar
1.) Din–devlet ayrımı: Bu ayırımın gerilim noktası şöyle özetlenebilir: Klasik İslâm düşüncesinde; din ve hukuk (şeriat) iç içe kabul edilir. Din sadece ibadet değil, toplumsal düzen de önerir. Laiklikte ise; devlet hukuku dini kurallardan bağımsızdır. Bu yüzden bazı yorumlarda çatışma görülür.
Ama… Modern birçok Müslüman düşünür dini–ahlaki alan ile devlet hukukunu ayırabileceğini savunurlar. (Bakınız: Ali Abd al-Raziq (Mısır, 1888–1966)
Fazlur Rahman (Pakistan/ABD, 1919–1988) https://www.bssnews.net/
Abdullahi Ahmed An-Na’im (Sudan/ABD)
https://ejournal.uin-suska.ac.id/index.php/hukumislam/article/view/21123?utm_
Mohammed Arkoun (Cezayir/Fransa)
Khaled Abou El Fadl (Mısır/ABD)
https://law.ucla.edu/faculty/faculty-profiles/khaled-m-abou-el-fadl?utm_ )
- Hukukun kaynağı. Bu da bir başka gerilim noktasıdır:
Geleneksel anlayışta; Şeriat ilahi kaynaklı kabul edilir, değişmezlik vurgusu vardır. Laik düzende; hukuk insan yapımıdır, toplumsal ihtiyaçlara göre değişebilir.
Bu iki yaklaşım teorik olarak gerilim yaratabilir.
Ama… Birçok ülkede İslâm hukuku yalnızca kişisel statü alanında uygulanır.
3.) Bir diğer gerilim noktası egemenlik anlayışıdır:
Klasik siyasi düşüncede; “egemenlik Allah’ındır” vurgusu bulunur, laik demokraside “egemenlik halka aittir”. Bazı yorumcular bunu çelişki sayarlar.
Ama… Modern İslâm düşüncesinde halk iradesini meşru gören yorumlar da yaygındır.
4.) Kamusal alanda dinin rolü de gerilim noktasıdır:
İslâm; toplumsal ahlâk ve kamusal hayat için rehberlik iddiası taşır. Laiklik ise; devletin dini referans almamasını ister. Burada sınır tartışması doğar.
Siyaset bilimi literatüründe yaygın görüş: İslam’ın kendisinden çok yorum biçimleri laiklikle gerilim yaratır.
Çünkü: Endonezya, Tunus ve Malezya gibi ülkelerde; İslâm ile laik hukuk bir arada uygulanabilmektedir. Çok sayıda Müslüman düşünür laikliği din özgürlüğünün güvencesi olarak yorumlar. Dolayısıyla “İslam laiklikle çelişir mi?” sorusunun tek cevabı yoktur. Cevap, İslâm’ın nasıl yorumlandığına ve laikliğin nasıl uygulandığına bağlıdır.
Müslüman düşünürlerin laiklik savunuları genelde “din ile devletin ayrılması dinin aleyhine değil, lehinedir” fikrine dayanır. Ama bu savunular tek tip değildir. Farklı gerekçeler vardır.
Müslüman düşünürlerin laiklik savunularının ana çizgileri şunlardır:
1.) Din özgürlüğünü koruma argümanı: Bazı düşünürler der ki: Devlet dine karıştığında din siyasallaşır. Siyasallaşan din manevi niteliğini kaybeder. Laiklik, dini devlet baskısından korur. Bu görüşe göre laiklik eşittir dinin korunmasıdır…
Bu yaklaşım, dini samimiyetin ancak özgür ortamda mümkün olduğunu savunur.
2.) Kur’an’da “din devleti” emri olmadığı görüşü: Bu fikrin önemli bir argüman şudur: Kur’an’da belirli bir devlet modeli zorunlu kılınmaz. İslâm ahlaki ilkeler sunar, yönetim modeli dayatmaz. Bu yüzden laik devlet İslâm’a aykırı değildir. Bu görüşü savunan en bilinen isimlerden biri: Ali Abd al-Raziq’dır, Ona göre hilafet bile dini zorunluluk değil, tarihsel kurumdur.
3.) Çoğulculuk ve adalet vurgusu: Bazı düşünürler şunu savunur. Modern toplumlar çok dinlidir. Devlet bir dini esas alırsa adalet zedelenir. Laiklik eşit vatandaşlık sağlar. Bu yaklaşım, İslâm’daki adalet ilkesine dayanır. Bu çizgideki modern isimlerden biri:
Abdullahi Ahmed An-Na’im’dir
4.) Şeriatın gönüllülük esasına dayanması: Bu argümana göre şeriat inanç temellidir. İnanç zorla uygulanamaz. Devlet zoruyla uygulanan din, din olmaktan çıkar. O yüzden laik devlet daha İslâm’ı olabilir.
5.) Tarihsel deneyim argümanı: Bazı düşünürler derler ki; İslâm tarihinde din–siyaset birleştiğinde çoğu zaman otoriterlik doğmuştur. Din siyasi araç haline gelmiştir. Laiklik bunu önler. Bu yaklaşım reformcu İslâm düşüncesinde yaygındır.
Fazlur Rahman bu düşünceyi savunur.
En sade özet: Bu düşünürlere göre laiklik: Dini devletten korur, inancı özgür bırakır, adaleti güçlendirir.
Bununla birlikte laikliğe karşı çıkan İslâmcı düşünürler de vardır. Literatürde sık tekrar eden belli başlı argümanları şunlardır:
1.) Egemenlik Allah’a Aittir
Temel fikir: İslam’da nihai otorite Allah’ın hükümleridir. Yasama yetkisi tamamen insana bırakılamaz. İnsan yapımı hukuk ilahi hukukun yerini alamaz. Bu nedenle laiklik, “ilahi egemenliğin reddi” gibi görülür. Bu çizgideki düşünürlere örnek olarak sık anılan isimlerden biri: Abul A’la Maududi’dir. Bakınız:
https://www.newworldencyclopedia.org/entry/Sayyid_Abul_A%27la_Maududi?utm
2.) Din Hayatın Tümünü Kapsar
Temel fikir: İslam yalnızca ibadet dini değildir. Hukuk, toplum, ekonomi ve siyaseti de kapsar. Din–devlet ayrımı İslâm’ın doğasına aykırıdır. Laiklik, dini daraltmak olarak görülür.
3.) Şeriatın Üstünlüğü
Temel fikir: Şeriat ilahi kaynaklıdır ve en adil hukuk sistemidir. İnsan yapımı yasalar hata ve çıkar içerir. Laik hukuk ahlaki “relativizm”e (doğruların, değerlerin ve bilgilerin kişiye, topluma ya da koşullara göre değişebileceğini savunan görüş) yol açar. Bu yüzden laik hukuk meşru sayılmayabilir. Bu yaklaşımda sık atıf yapılan isimlerden biri: Sayyid Qutb’dur. Bakınız: https://www.newworldencyclopedia.org/entry/Sayyid_Qutb?utm
4.) Laikliğin “Batı projesi” Olduğu İddiası
Temel fikir: Laiklik Avrupa’nın tarihsel koşullarından doğmuştur. Kilise–devlet çatışmasının ürünüdür. Müslüman toplumlara dışarıdan dayatılmıştır. Bu yüzden kültürel olarak uyumsuz görülür.
5.) Ahlaki Çözülme Endişesi
Temel fikir: Laiklik dini referansları zayıflatır. Toplumda ahlaki görecelilik doğurur. Aile ve toplumsal değerler zarar görebilir. Din, kamusal ahlakın temeli sayılır.
Siyaset bilimi literatürü şunu vurgular:
a.) Bu argümanlar, İslam’ın belirli yorumlarına dayanır,
b.) Tüm Müslümanlar veya tüm İslâm düşünürleri bu görüşte değildir,
c.) Aynı gelenek içinde laikliği savunan güçlü akımlar da vardır.
En sade özet: Laikliğe karşı çıkan İslamcı düşünürler genelde: Egemenliğin ilahi olması gerektiğini, şeriatın üstünlüğünü ve din–devlet ayrımının İslam’a uymadığını savunurlar.
“İslamcılık–demokrasi uzlaşması” arayışları, dinî ilkeler ile halk egemenliğini birlikte meşrulaştırma çabasıdır. Tek bir model yoktur; farklı yaklaşımlar vardır.
“İslâmcılık ile demokrasi nasıl uzlaştırılmaya çalışılıyor” sorusuna cevap, şu şekilde veriliyor:
1.) Şûra (danışma) İlkesini Demokrasiyle İlişkilendirme
Bazı düşünürler, Kur’an’daki şûra kavramını temel alırlar: Yönetimde danışma ve ortak akıl vurgulanır. Bu, modern parlamenter sistemlere benzetilir. Halkın yönetime katılması İslami ilkelere aykırı görülmez. Argüman: Demokrasi eşittir modern şûradır…
2.) Halkın Seçimi Ve İslami Referans Çerçevesi
Bu modelde; Halk yöneticileri seçer. Ama yasalar İslâmî değerlere aykırı olmamalıdır. Demokrasi “sınırsız” değil, değer temellidir. Bu yaklaşım bazı “muhafazakâr demokrasi” modellerinde görülür.
3.) Hak Ve Özgürlükleri İslami Temellendirme
Bazı düşünürler şunu savunurlar: Adalet, insan onuru ve zulüm yasağı İslam’da güçlüdür. Bunlar insan haklarıyla uyumludur. Demokrasi bu değerleri kurumsallaştırır. Bu çizgide modern yorumlar geliştiren isimlerden biri: Rachid Ghannouchi’dir. Bakınız:
https://www.britannica.com/biography/Rachid-al-Ghannouchi
4.) Laik Devleti Araçsal Kabul Eden Yaklaşım
Bazı İslamcı düşünürler: Devletin laik olabileceğini ama toplumun dindar kalabileceğini savunurlar. Laik hukuk düzeni din özgürlüğünü garanti edebilir. Bu görüşe yakın fikirler savunan düşünürlerden biri: Abdullahi Ahmed An-Na’im’dir. Bakınız:
https://profannaim.com/about-2/?utm
5.) “İslami demokrasi” Modeli Arayışı
Bu yaklaşımda: Demokrasi tamamen reddedilmez ama Batı modeli de birebir alınmaz. İslâmi kültüre uyarlanmış demokrasi önerilir. Bu tartışmalarda adı sık geçen isimlerden biri: Yusuf al-Qaradawi’dir. Bakınız:
https://pantheon.world/profile/person/Yusuf_al-Qaradawi?utm
Araştırmalarda öne çıkan genel noktalar şunlardır:
Birçok modern İslamcı hareket seçimlere katılıyor, demokrasi artık tamamen “gayri İslami” görülmüyor, tartışma “demokrasi olsun mu”dan çok “nasıl bir demokrasi” sorusuna kayıyor.
Bu uzlaşma çabalarının, halk iradesi ile dini değerler arasında denge kurmaya yönelik olduğu söylenebilir. Ne var ki, bazıları bunu mümkün görür, bazıları çelişkili bulurlar. Pratikte ise ülkeye göre farklı sonuçlar doğar…


