“İÇ CEPHEYE GÜÇLENDİRME” TARTIŞMALARI!..

ABD’nin Venezuela Başkanı Maduro’yu bir gece yarısı kaçırmasından sonra, haklı olarak bütün dünyada “iç cephenin güçlendirilmesi” tartışıyor…
Bugünkü konumuz: İç Cepheyi Güçlendirmek!..
☆☆☆
Halkın refah düzeyini sürekli düşüren ve ulusal çapta kayda değer iyileştirici bir tek icraatı olmayan AKP, 23 yıldır nasıl iktidarda kalmıştır?
Bu sorunun akla, mantığa yatkın yanıtını bulmadan, nasıl bir siyasi rota izleneceği de tespit edilemez.
Dolayısıyla iktidar da değiştirilemez!
Işığın veya dalgaların iki zıt yönde hizalanması anlamına gelen “polarizasyon” (kutuplaştırma) 20. yüzyılda sosyoloji ve psikoloji bilimlerince de benimsenmeye başlandı.
23 yılın sonunda hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıktı ki, AKP’nin iktidarını sürdürmesinin anahtarı halkı “kutuplaştırma”sındadır…
Kutuplaştırmanın toplum üzerindeki etkilerini/sonuçlarını bütçelerden bile görmek mümkün hale gelmiştir:
2025 yılı içerisinde Kur Korumalı Mevduata (KKM) ne kadar ödeme yapılmıştır ve faiz ödemelerimiz hangi rakamlara ulaşmıştır?
Bu soruların yanıtlar gerçekten yürek yakıcıdır ve önümüzü aydınlatıcıdır:
KKM’ye 58,9 milyar dolar, (1) faiz ödemelerine 2,7 trilyon TL (2) ayrılmıştır.
(Aslında bu paralar emekli maaşları ile asgari ücretin açlık sınırı üzerine çıkartılması için ihtiyaç duyulan kaynaktır da…)
Anlaşılıyor ki; 86 milyon vatandaşa milli gelirden düşen pay, küçük bir azınlığına dağıtılmaktadır.
Bu paraları cebe indiren ve afiyetle yiyen bir avuç insanın AKP’yi desteklemesi anlaşılabilir!..
23 yıldır bekleme konumunda olan ve bir gün kendilerine de sıranın geleceğine inanan (sanan) büyük bir kesim ise ne yazık ki, iktidarı desteklemeye devam etmektedirler!..
☆☆☆
Bu bitmez tükenmez umudu sağlayan nedir?
Hiç kuşku yok ki, “Öfke bir hitabet sanatıdır” diyen Erdoğan’ın; “Karaköy’de başörtülü bacımızın üzerine işediler, Bezmialem Valide Sultan Camii’nde bira içtiler vb. gibi” yalanlarla halkın tüylerini diken diken eden “kutuplaştırma siyaseti”dir…
Seçmen tabanından yükselen haklı ve yerinde yakınmaları; “CHP’yi mi oy verelim, oy verecek başka parti mi var, gösterin birini de oy verelim gibi” kafa karıştırıcı ve sözde iyi niyetli söylemler ile; “yakın tehlike, dış tehdit ve beka meselesi” gibi milli konularla harmanlayıp, oya çevirmek bir tek Türkiye’de mümkün olabilmektedir…
Kabul etmek gerekir ki, bu iğrenç politikalara karşı, aynı şekilde karşılık vermek de muhalefette duygusal bir rahatlık yaratıp, kemikleşmiş bir taban oluşturmaktadır…
Sonuç:
İki kemikleşmiş tabandır.
Sağ-muhafazakâr kesim yüzde 70, sosyal demokrat-sol tarafta ise yüzde 30 konsolide (3) edilmiş olmaktadır…
Bu duygularla sandık başına gidenler, sandıktan yine aynı duyguları çıkartmaktadırlar…
İşte AKP’nin 23 yıldır iktidarda kalmasının sihirli formülü budur…
Dolayısıyla bu formülü bozmadan, kullanılan argümanlarını işlemez hale getirmeden iktidarı değiştirmek mümkün olamayacaktır…
☆☆☆
Kabul etmek gerekir ki, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu öncülüğünde gelişen “Değişim Hareketi”, kritik bir zamanlama ile “normalleşme” söylemini gündeme taşıyarak, AKP’nin yelkenlerini bir ölçüde suya indirmeyi başardı. (4)
Nitekim, kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu gibi; yüzde 25’lik duvar yıkıldı ve CHP’ye oy vereceklerin oranı yüzde 43’lere kadar ulaştı.
Bu durum, aslında AKP için bitişin başlangıcı anlamına gelmektedir.
Bu tehlikeyi gören AKP kurmayları, acil önlem alarak “Değişim Hareketi”nin lideri İmamoğlu ile yakın çalışma arkadaşlarını gerçek dışı ithamlarla suçlayıp tutuklamakla, başka bir gündem yaratmak istediler…
Kısmen başarılı oldukları da söylenebilir…
☆☆☆
Sonuç olarak, normalleşmeden uzaklaşıp “kutuplaştırma siyasetine” geri döndüler…
CHP’nin genç yöneticileri, doğru bir hamle ile Türkiye’nin gerçek gündemine yoğunlaşıp muhalefetlerini sürdürdüler/sürdürmeye devam etmektedirler.
Aksine hareketle, siyasi iktidarın onları çekmek istediği minderde güreş yapmaya kalkışsalardı, AKP’nin istediğini yerine gelmiş olacaklardı.
Yalan ve iftiralarla devam edilecek olan suçlamalar karşısında, kendilerini savunma gibi anlamsız bir döngüde dönüp duracaklardı…
Bu oyuna gelmeyen CHP yönetimi “normalleşme” adımını atarak ve makul politikalar üreterek, iktidarın samimi olmadığı ve gerçekte “normalleşmek” gibi bir niyetinin bulunmadığını kanıtlamış oldu…
Sonuç: Kutuplaştırma siyaseti eskisi kadar etkili olamamakta ve taraftar bulamamaktadır.
Bu noktadan itibaren, siyasi iktidarın istediği gündeme girmek, onların eline eski imkanları vermek anlamına geleceği için muhalefetin siyaseten intiharı sonucunu doğuracaktır…
☆☆☆
Hiç kuşku yok ki, kutuplaştırma siyaseti toplumda “fay hatları” oluşturmaktadır.
Mezhepler temelinde oluşan gruplaşmalar, etnik temelde de yeşerme olanağını elde ederler.
Sonuçta “iç cephe” zayıflar ve dış müdahalelere açık hale gelir.
Üniter devlet yapısını savunan anlayışın, kutuplaştırma siyasetine malzeme vererek istismar ortamı hazırlaması aklın alacağı iş değildir.
Muhalefet, “iç cepheyi güçlendirmek” gibi ulusal ve kutsal bir gaye ile yola çıkan iktidarın kuyruğuna takılmak zorunda kalır ki, bu da kendi kalesine gol atmak gibi bir sonuç doğurur.
Halbuki, iç cepheyi güçlendirme siyasetini muhalefet sahiplenirse, bu silâh da iktidarın elinden alınmış olacak ve iktidar üryan kalacaktır…
☆☆☆
“Normalleşme” atağı ile iktidarın “öfke” hitabeti önemli ölçüde nasıl kırıldıysa, ulusal konuların sahiplenilmesi ile de iktidarın eli zayıflatılabilir ve ülkenin gerçek gündemi olan; yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar ve adaletsizlik konularına yoğunlaşma olanağı elde edilebilir…
“Kutuplaştırma” siyasetinden, her zaman elinde iletişim ve medya araçlarının ezici çoğunluğu bulunan siyasi iktidarın yararlanacağına tipik bir örnek vererek söyleyeceklerimi bitirmek istiyorum:
Değişim Hareketi’nin “normalleşme” adımına şiddetle karşı çıkan muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu (KK), seçimlere saatler kala evinin mutfağından video kaydı ile verdiği mesajda; “Ben Aleviyim” diyerek, acaba nasıl bir siyasi yarar elde etmeyi ummuştur?
Muhalefet cephesinde bu konu nedense hiç irdelenmeden geçiştirilmiştir!..
Halbuki bu sözler, toplumda derin bir kırılma ve fay hattı yaratmıştır.
Üzerinde gerektiği kadar durulsaydı, “kutuplaştırma siyaseti”nden hangi tarafın yararlanacağını da çarpıcı kanıtları ile gözler önüne serilecekti.
Şöyle ki:
KK, bu mesajı ile halkın muhafazakâr- mütedeyyin ve çoğunlukla da Sünni mezheplerin etkisi altında olan kesiminin bilinç altına, kime (Erdoğan’a) oy vermeleri gerektiği söylemiştir!
Radikal İslâmcı; cemaatler, cemiyetler, örgütler, tarikatlar vs. zaten AKP’den nemalanan kesim içerisinde bulunduklarından ve varlıkları ile büyümelerini siyasi iktidara borçlu olduklarından AKP’ye oy vereceklerdi…
Geriye ne kalıyor?
Yüzde 30’luk kemikleşmiş bir kesim, o da müzmin muhalefetten başka bir iş yapamaz zaten!
İşte bu öngörüsüzlük, bu siyasi körlük, CHP’nin adayına oy verme olasılığı bulunan ılımlı (sağ) kesimi yeniden AKP’nin kucağına itmiş ve Cumhurbaşkanlığı bir kez daha Erdoğan’a hediye edilmiştir…
Kutuplaştırmadan iktidar en verimli şekilde bir kez daha yararlanmıştır…
☆☆☆
Bu yaşanmış acı deneyimlerden ders almadan aynı veya benzer hataları tekrar etmek, kutuplaştırma siyasetine, dolayısıyla siyasi iktidara hizmet eder!..
Kutuplaştırma siyasetinden de her zaman AKP kâr eder…
Nokta…
☆☆☆
Konumuz ile doğrudan ilgili oldukları için “normalleşme” ile “helâlleşme” kavramlarına de kısaca değinmek gerektiği düşüncesindeyim:
Anormal bir durum içerisinde iken; iktidardakiler normalleşme teklif ederse, bu anormal durumdan anormal bir şekilde yararlanan tarafın elinden bu silâh çıkmış olur.
Demek ki, anormalliği yaratan siyasi iktidar normalleşmeyi teklif ederse, muhalefetin bu teklifin üzerine balıklama atlaması gerekir.
Böylece hem siyasi iktidarın anormalliği yarattığı şeklindeki itirafı belirginleşir hem de muhalefetin yersiz olarak mağdur edilmiş olduğu gözler önüne serilmiş olur ki, bu durumdan siyasi kazancı yine muhalefet/halk sağlar…
Normalleşmeyi muhalefet teklif eder ve siyasi iktidar bu kadar doğal olan bir teklifi kabul etmezse, o zaman da iktidarın halkın sorunları ile ilgilenmek yerine, kendini sürekli iktidarda tutma gayesi ile hareket ettiğini ortaya konmuş olur ki, bu da muhalefetin/halkın yararına sonuçlar doğurur…
Siyasi iktidar muhalefetin normalleşme teklifini kabul ederse, o zaman zaten normal hale dönülür ve keyfi icraatlara son verilmek zorunda kalınır.
Böyle bir durumda da halka normalleşmeden önceki durumun; keyfi, hukuksuz, adaletsiz ve haksız olduğunu anlatılmış olur…
Halk desteğinin azaldığını hisseden siyasi iktidar ise bu tür icraatlarına son vermek zorunda kalabilir…
Demek ki:
Her halde “normalleşme”den muhalefet kazançlı çıkar…
☆☆☆
“Helalleşme” meselesine gelince:
Bu talihsiz hamle, CHP’nin şanlı tarihine yapılmış en büyük ihanettir.
Çünkü “helalleşme”yi gündeme getiren KK ve İkinci Cumhuriyetçi SOROSÇU ekibi, halkın bir kesiminden CHP’ye haklarını helâl etmelerini istemiş olmaktadır!
Bunun anlamı:
CHP iktidarlarında halka haksızlık edilmiş olduğunun birinci elden kabul etmektir.
Hem de öyle hususlar kabul edilmektedir ki, hiçbirinin gerçek sorumlusu CHP değildi!..
Bu fahiş hata ile AKP’nin eli güçlendirilmiş ve aslı astarı olmayan yalan propagandalara haklılık ve geçerlik kazandırılmıştır…
☆☆☆
Ayrıca hukuken de fiilen de üçüncü kez seçilme ihtimali bulunmayan Erdoğan’ın, bir kez daha iktidara gelmesinin yolu açılmıştır.
Meşru olmayan seçimine meşruiyet kazandırılmıştır!
Şimdi de “helâlleşme” ile ilgili makaleyi (5) biraz daha ayrıntılı olarak görelim.
Bakalım CHP’li olduğunu sandığımız o zamanki yöneticilerimiz, CHP’yi nasıl ve hangi sanık sandalyesine oturttular!..
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR
(2) Konsolide, İngilizcede (consolide-consolidation) kelime anlamı itibariyle birleştirme, takviye etme ve sağlamlaştırma anlamına gelmektedir.
(3) https://bianet.org/haber/2026-butcesi-tbmm-den-gecti-her-5-liralik-verginin-1-lirasi-faize-314776
(4) https://cemilcan.gen.tr/degisime-sans-vermek-gerekir/
(5) https://cemilcan.gen.tr/helallesmeye-bizim-kapiya-gelme/


