KONUK YAZARLAR

DEM’LENMEDEN DE YÜRÜMEK MÜMKÜNDÜR!..

Rûdaw, Kürtçe, Türkçe, İngilizce ve Arapça yayın yapan Irak’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Erbil merkezli medya grubudur.

Bu haftaki alıntımızı oradan yapacağız:

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması üzerine; belediye binası önünde yapılan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de katıldığı protesto gösterisinde aynen şunları söylemiştir:

Çok iyi bilsinler ki, Seyit Rıza ne yaptıysa, Şeyh Sait ne yaptıysa, Mazlumlar, Denizler, Sakineler ne yaptıysa Kürt halkı da onların yaptığını yapacaktır.” (1)

Daha sonra yapılan, “eş başkanın sözler bağlamından kopartılmıştır” merkezli düzeltme açıklamaları inandırıcı olmamıştır.

Zira hiçbir şey bağlamından kopartılmış değildi ve sarf edilen sözler de son derece açık ve anlaşılırdı.

Eş Başkan Bakırhan, gerçek düşüncesini, kontrolsüz bir şekilde açığa vurmuştur.

Nitekim:

Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerimize 4 Kasım’da atanan kayyımlar sonrası Mardin’de yaptığım konuşma nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından hakkımda yasal işlem başlatıldığı açıklandı. Bu gelişme, kayyım uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde ne yazık ki geçmişten ders alınmadığını gösteriyor” diyerek bu gerçeğe parmak basmış ve devlete parmak da sallamıştır!.

***

Peki, Kürtler geçmişten ders almışlar mıdır?

Bu sorunun yanıtını vermeden önce; Bakırhan’ın ne demeye çalıştığını anlamamız önem arzediyor.

Bunun için de; Seyit Rıza, Şeyh Sait, Mazlum Doğan, Deniz Gezmiş ve Sakine Cansız’ın kim olduklarını ve hangi özellikleri nedeniyle kamuoyunda hatırlandıklarını bir kez daha hatırlatmamız gerekiyor.

Geliniz bugün Seyit Rıza ile Şeyh Sait’i gazeteci Yılmaz Özdil anlatsız size.

Seyit Rıza ile Şeyh Sait’i gayet iyi biliyorum diyenleredir de bu sözüm: 47 dakikalık bu harika videoyu (2) –uygun bir zaman yaratıp– mutlaka sizler de izleyiniz.

“Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” özdeyişinin ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz.

Diğer şahısların kimler olduklarını, en akılda kalan yanlarını da hatırlatarak (3) nolu dipnotta özetledim.

Onlar hakkında da oradan pekçok şey öğreneceğinize eminim…

***

Şimdi dönelim ana konumuza:

24 yaşında heyecanlı bir devrimci olan Deniz Gezmiş’i ayrı tutarsak, diğer şahsiyetlerin tümünün “silâhlı isyan” çıkartmak suretiyle amaçlarını elde etmeye inanmış militanlar (4) olduklarını söyleyebiliriz.

Ortak amaçları: “Bağımsız Kürdistan” devletini kurmaktı.

Demokrasi mücadelesi, insan hakları vs. bu temel amacı gizlemek için kullandıkları paravanlardır.

Sırası gelmişken bir kez daha belirtelim ki; Türkiye’de “Kürt sorunu” diye bir sorun hiçbir zaman olmamıştır; zira Türk halkının sorunları ile Kürt halkının ve diğer halkların sorunları sınıfsaldır ve aynıdır.

Kürt sorunu” olarak adlandırılan sorun gerçekte “terör sorunu”dur.(5)

Nota…

Kürt halkının da; Seyit Rızaların, Şeyh Saitlerin ve PKK’nın kurucu kadrolarının yaptığını yapacağını söyleyen akıl için, geçmişten ders aldığı söylenebilir mi?..

***

Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevden alınması üzerine, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in apar-topar Mardin’e gidip DEM Parti otobüsünün üzerine çıkması şart mıydı?

Kayyum uygulamaları CHP Genel Merkezi’nden kınansaydı daha etkili olmaz mıydı?

CHP’nin son yerel seçimlerde “kent uzlaşısı” (6) ile birinci parti konumuna geldiğini inkâr eden yok.

Bu uzlaşı karşılığında, Esenyurt Belediyesi gibi bazı belediyelerin (ve meclis üyeliklerinin) DEM Parti’ye bırakılmış olması da gayet normaldir.

Bunlara kimsenin bir şey dediği yok.

Lâkin, geçmişten zerre kadar ders almadıkları belli olan DEM Parti yöneticilerinin kayığına binmeye gerek var mı?!

Onları CHP’nin kuyruğuna takarak emperyalizme “uşak” ve “silâh” olmaktan kurtarmaya çalışmak varken, CHP’yi DEM Parti’nin peşine takmak akıl kârı mıdır?..

***

Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkmıştır ki, önümüzdeki genel seçimlerde iktidarı belirleyecek olan; yüzde 10 civarında kemikleşmiş olan Kürt oylarıdır.

Bu yüzden hem iktidar hem de ana muhalefet, Kürt oylarını yönetecek odaklarla ilişkileri iyi tutmak istemektedirler.

Siyas iktidar, bir taraftan Kürt oylarını İmralı-Kandil veya Demirtaş-Kandil (veya başka) eksenlerinde kutuplaştırıp- bölerek “etkisiz eleman” (7) haline getirme seçeneği ile ilgilenilirken; diğer yandan; “çadır mahkemeleri” olayında olduğu gibi görünürde bazı “tavizler vererek” Kürteri iktidarın yanında tutmaya çalışmaktadır.

Cumhur İttifakı adına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti ile el sıkışması, Abdullah Öcalan’ı TBMM kürsüsünden konuşmaya davet etmesi ve ardından “umut hakkı”nı (8) tartışmaya açmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir…

***

Siyasi iktidarın muhalefeti “bölerek” etkisiz hale getirmeye çalışmasının ikinci öznesi ise CHP‘dir.

Birlik ve bütünlük görüntüsü verilmesi gereken bu dönemde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu SOROSÇU ekip, adeta “paralel CHP” genel merkezi gibi hareket etmektedir.

AKP’nin “kutuplaştırma siyaseti”ne karşı en etkili yöntem olan ve “normalleşme” olarak da ifade edilen “diyalogta ısrar” politikasına, “Saray’la müzakere edilmez, mücadele edilir” diyerek alelacele karşı çıkan Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur.

Bazı belediyelere “kayyum” atanması üzerine, AKP’yi tek başına Anayasa yapacak şekilde güçlendirecek sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemel olan “Sine-i Millete dönme”ye çağırısını yine Kılıçdaroğlu yapmıştır. (9)

Şimdi de Kılıçdaroğlu’nun prenslerinden Oğuz Kağan Salıcı, CHP’yi “olağanüstü kongre”ye çağırarak CHP’nin enerjisini iç tartışmalarla tüketmesi için adımını atmış bulunmaktadır. (10)

***

Özetlemek gerekirse:

Türk halkına bugün kadar bir şey vermeyen ve bundan sonrası için de vaat edemeyen Cumhur İttifakı, iktidarını sürdürebilmek için ciddi iktidar alternatifi olduğunu son yerel seçimlerde gösteren CHP’yi her cepheden saldırı altına almıştır.

Yeterli tecrübesi olmayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in CHP’yi yara almadan bu ateş hattından çıkartması çok kolay olmayacaktır.

Bunun için; eski-yeni siyasetçiler, hukukçular, bilim adamları, akademisyenler, gazeteciler, iletişim uzmanları vb. gibi okur-yazar ne kadar Cumhuriyet’e ve Atatürk ilkelerine bağlı yurtsever varsa tümünden yararlanıp, “ortak aklı” işleterek çözümler üretmek zorunluluğu doğmuştur.

Vakit o vakittir.

Kapris yapma, kendini ispat etme ve ayakları havada gezinme zamanı hiç değildir…

En az hata ile yola devam etmenin başka yolu kalmamıştır.

Bunun için bir işe yaramadığı ortaya çıkan “danışmanlar” kurumunu lağvedip, CHP Genel Merkezi’nde yeni bir “danışma birimi” kurulmalıdır.

Türkiye’nin sorunlarını kendilerine sorun eden gerçek “akil insanlar”ın güncel konulardaki görüşleri toparlanarak; hızla analiz edilip, reel politikaya ancak bu şekilde dönüştürülebilir…

Uzmanlar tarafından değerlendirilen ortak görüşler ile çizilen rota üzerinde gidilirse, CHP’yi hiç bir güç ana yörüngesinden saptıramayacaktır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://manage.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/0711202416

(2)https://youtu.be/uFTV_ESljFo?si=MEtjNccyvuLxoRPB

(3) Mazlum Doğan, PKK kuruluş çalışmalarına katıldı. PKK merkez komite üyesi iken 1979 Kasım gözaltına alındı. 24 yaşındayken 21 Mart 1982’deki bir nevruz gününde hapishane koşullarını protesto etme amacıyla cezaevindeki hücresinde bazı kaynaklarda kendisini yaktığı, bazı kaynaklarda ise kendisini asarak intihar ettiği belirtilmektedir. Bu intiharın ardından cezaevlerinde hükümlü bulunan siyasi suçluların bir kısmı ölüm orucu eylemi ve isyanlar başlatmıştır.

Sakine Cansız örgüt içinde “Sara” kod adıyla bilinen, PKK’nın kurucu üyesidir. Tunceli’de doğan Cansız, PKK’nın kurucuları arasında yer alıp örgütte 2013’e kadar faaliyet gösteren beş kişiden biriydi. Ayrıca PKK’nın kurucuları arasında yer alıp örgütte faaliyetlerini sürdüren tek kadındı.Tutuklanarak Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde hapis yatan Sakine Cansız, 1991 yılında cezaevinden çıktıktan sonra yeniden PKK’ya katıldı. PKK’nın Avrupa sorumlularından biri olarak görev aldı. Kürdistan Enformasyon Bürosu’na yapılan saldırı sonucu öldü.

Deniz Gezmiş, 24 yaşında deneyimsiz Marksist-Leninist bir öğrenci lideridir. 1968’de 6. Filo protestolarına katılarak adını duyurmuştur. Flistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nde gerilla eğitimi aldıktan sonra memlekete dönüp Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu kurmuştur. En akılda kalan eylemleri: Kavaklıdere’deki ABD Büyükelçiliği önünde bulununan polis kulübesini kurşunlamak, İş Bankası Emek Şubesini soymak ve 4 Amerikalıyı kaçırıp 400 bin dolar fidye ile tüm devrimcilerin serbest bırakılmasını istemektir. Daha sonra yakalınıp arkadaşları Yusuf Aslan ve Hüseyin İnanla idama mahkum edilmiştir. İdama tanık olan avukatı Halit Çelenk’e göre son sözleri şöyledir: Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın işçiler, köylüler!

Gezmiş savunmasında: Silahını halka ve Orduya karşı kullanmadığını özellikle vurgulamıştır. Mücadelesinin merkezini Türkiye’nin tam bağımsızlığını koyduğunu özellikle belirtmiş, Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkan bir devrimci olduğu hususunda ısrarlıdır. Zulme karşı direnme hakkını kullanıklarını savunmuştur. Kendi sesinden savunmasının bir bölümünü buradan dinleyebilirsiniz.

https://youtu.be/7y37IoN6f2s?si=SNzNB9n9L-SYwi85

(4) Militan: 1. Bir düşüncenin, bir görüşün başarı kazanması için savaşan, mücadele eden kimse. 2. Bir siyasal örgütün etkin üyesi. 3. Mücadelesini zor kullanarak ve yasa dışı yollarla yapan taraftar.

(5) https://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2024/10/27/ben-de-el-yukseltiyorum/

(6) Kent uzlaşısı: DEM Parti’nin İstanbul başta olmak üzere Batı’daki bazı büyükşehir ve ilçelerinde CHP ile yaptığı doğrudan veya dolaylı ittifakın yeni adıdır.Seçim İşleri Komisyonu Eş Sözcüsü İlknur Birol’un JINNEWS’e verdiği röportajda: “Mahallede, beldede, ilçe, il ve büyükşehirde yaşayan toplumun bütün siyasal ve sosyal dinamiklerini, çeşitli ilkesel noktalar belirtilmek üzere bunların dışında kalan tüm toplumu kapsayan bir uzlaşı zemin yakalanabilir. Nasıl bir yönetim istiyoruz? Nasıl yönetilmek istiyoruz? sorularına bir yanıt aranabilir ve ortak bir yaklaşımla seçimlere gidilebilir. Ortaklaşa zeminle çıkan adaylıklar, hemen hemen bütün toplumsal kesimleri kapsayabilme kabiliyeti gösteren adaylıklar toplamı haline gelir. Bizim tartışmaya açmaya çalıştığımız şey budur” diyerek “kent uzlaşı”sından ne anlaşılması gerektiğine açıklık getirmiştir.

https://www.demparti.org.tr/tr/birol-birlikte-yasam-ve-yonetme-modeli-kent-uzlasisi/17747/

 

(7) Etkisiz eleman, ikili bir işleme göre (toplama ve çarpma işlemi gibi) işlem sonucuna etki etmeyen elamana etkisiz eleman denir. Toplamanın etkisiz elemanı sıfır, çarpmanın birdir.

(8) Umut hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2017’de Litvanya’da müebbet hapis cezasına çarptırılan iki mahkumla ilgili kararında umut hakkı ile ilgili şu ifadelere yer vermişti:

En iğrenç ve korkunç eylemlerde bulunanlar bile temel insanlıklarını korur ve içlerinde değişme kapasitesi taşırlar. Hapis cezaları uzun ve hak edilmiş olsa da, bir gün işledikleri hataların kefaretini ödemiş olabilecekleri umudunu taşıma haklarını korurlar. Bu umuttan tamamen mahrum bırakılmamalıdırlar.

Onları umuttan mahrum bırakmak, insanlıklarının temel bir yönünü inkar etmektir ve bu da aşağılayıcı olacaktır.

https://www.bbc.com/turkce/articles/clyg58qv946o

(9) https://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2024/11/03/paralel-chp-genel-merkezi-calisiyor/

(10) https://www.youtube.com/watch?v=xtQnnkrkasE

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir