“ADALET” ARANIYOR!..

İBB davasının 30. celsede 15 kişi serbest bırakıldı. (1)
Peki, neden serbest bırakıldılar?
Bu soruya verilecek olan yanıt aslında “neden tutuklandılar?” sorusunun yanıtıdır!
☆☆☆
Gazeteler yazdı:
“99 gün sonra sürpriz zirve.” (2)
Erdoğan ve Bahçeli 21 Ocak’tan sonra ilk kez yüz yüze görüştüler.
“Çözüm süreci”ndeki duraklama gündemin maddelerinden biriymiş…
Onu geçiyoruz!
Diğerinin, CHP’ye yönelik “mutlak butlan davası” olduğu iddia edildi…
Erdoğan’ın daha önceki:
“Türk demokrasisi hak ettiği ana muhalefete kavuşacak” ifadesi (3) bu konulardaki beyanda bulunma yasağına uyulmadığının ve uyulmayacağının bir kanıtı olduğunu hatırlatalım…
☆☆☆
Siyasetçiler, görülmekte olan bir davanın geleceği hakkında konuşuluyorlar!
Davaya bakan mahkeme üyelerinin bile müzakereden (4) önce görüşmekten kaçındığı (5) bir dava hakkında siyasi iktidarın en güçlü iki ismi, hakimleri de etkileyecek şekilde çekinmeden konuşabilmeleri bir Türkiye klasiğidir…
Görülmekte olan davalarla ilgili Anayasamızın 138. maddesi ile yasaklanan (6) “beyanda bulunma” bu dönemde hiç tereddüt edilmeden çiğnenebiliyor…
☆☆☆
Bir başka can yakıcı olay 6 yıl önce ortadan kaybolan Gülistan Doku ile ilgili yapılan açıklamalardır:
İktidar partisi adına durum değerlendirmesi yapan Van Milletvekili Osman Nuri Gül Acar’ın 21 Nisan 2026 günü tutuklanan (7) Tunceli eski Valisi Tuncay Sonel ile ilgili sözleri (8) adil yargılamayı doğrudan etkileyecek niteliktedir…
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul kalan 638 dosyayı yeniden incelemeye aldıklarını açıklaması (9) ise adaletin 23 yılda ne duruma getirildiğinin ikrarı olarak değerlendirilse de daha çok AKP iktidarının karnesi gibidir…
☆☆☆
Muktedirlerin mahkemelerin adil karar vermesini etkileyecek şekilde açıklamalar yapması bir yana, Yargının HSK marifetiyle doğrudan siyasi iktidara “bağlanmış” olması (10) adalet arayışındaki milyonların en büyük çıkmazı olarak karşımızda durmaktadır…
İyice törpülenen “adalet duygusu” ile “yargıya güvenin” yeniden filizlenebilmesi için “kuvvetler (erkler) ayrılığı” prensibinin demokratik yönetim sistemlerinde olduğu asli konumuna kavuşturulması şarttır… (11)
☆☆☆
CHP’yi “itibarsızlaştırma davaları”nın çoğunu açan eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in, birinci sınıf hâkim güvencesi ile Adalet Bakanlığı gibi siyasi bir makama atanması başlı başına bir hukuk skandalıdır…
Bir hâkimin yürütmeye atanması, adı atama olsa bile fiilen görevden alma etkisi doğurur ve hâkimlik teminatını ihlal edilebilir…
Bu işlem hukuken atama gibi görünse de anayasal olarak hâkimlik teminatını etkisiz hale getiren bir müdahale kabul edilmelidir…
Siyasi iktidarın; “bu işlem bir görevden alma değil, yürütme görevine atamadır; hâkimlik teminatı bu tür atamaları yasaklamaz” şeklindeki görüşüne rağmen, çok yeni olan bu olağandışı gelişmeden haklı olarak derin endişeler (12) de duyulmaktadır…
Bir ülkede adalet aranıyorsa o ülkede hiçbir şeyin güvencesi yoktur!..
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR:
(2) https://www.gastearsivi.com/gazete/nefes/2026-05-01/1
(4) Delilleri takdir yetkisi
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
(Bu hükme göre mahkeme, kararını yalnızca duruşmada ortaya konulan ve tartışılan delillere dayanarak verir. Bu da müzakerenin temelini oluşturur. Hâkimler kendi aralarında konuşurken dosya dışı hiçbir unsuru dikkate alamazlar. )
Oyların toplanması
Madde 229 – (1) Mahkeme başkanı, kıdemsiz üyeden başlayarak oyları ayrı ayrı toplar ve en sonra kendi oyunu verir.
(2) Mahkeme başkan ve üyelerinden hiçbiri herhangi bir konu veya sorun üzerinde azınlıkta kaldığını ileri sürerek oylamaya katılmaktan çekinemez.
(3) Oylar dağılırsa sanığın en çok aleyhine olan oy, çoğunluk meydana gelinceye kadar kendisine daha yakın olan oya eklenir.
(Bu maddeye göre; duruşma bittikten sonra hâkimler derhal müzakereye çekilirler. Müzakere gizli yapılır, sadece heyet katılır ve karar oy çokluğu veya oy birliğiyle verilir.)
(5) Madde 62 – Hâkim ve savcılara; sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca aşağıda yazılı disiplin cezalarından biri verilir: a) Uyarma, b) Aylıktan kesme, c) Kınama, d) Kademe ilerlemesini durdurma, e) Derece yükselmesini durdurma, f) Yer değiştirme, g) Meslekten çıkarma. (Değişik: 12/2/1989 – KHK – 360/4 md; Aynen Kabul 24/1/1990 – 3611/4 md.) Adalet Komisyonu başkanları görev yaptıkları yargı çevresi içindeki hakimlerin; ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları ise merkezdeki Cumhuriyet savcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet başsavcı ve Cumhuriyet savcılarının; öğrendikleri disiplin cezasını gerektiren eylemlerini Adalet Bakanlığına bildirirler.
(Görülmekte olan bir dava hakkında görüş açıklamak, davanın sonucunu etkileyebilecek beyan vermek m. 62 kapsamında yasak kabul edilir.)
(6) A. Mahkemelerin bağımsızlığı
Madde 138 – Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
(Anayasanın bu amir hükmüne göre mahkemenin tarafsızlığını ve adil karar vermesini etkileyecek şekilde beyanda bulunma yasaklanmıştır.)
(7) https://tr.euronews.com/2026/04/21/gulistan-doku-davasi-eski-tunceli-valisi-tuncay-sonel-tutuklandi
(8) https://youtu.be/TZti-dQX3kw?si=gr0QMOyZ-IFbZ03m
(10) (Avrupa Yargıçları Danışma Kurulunun 10 numaralı görüşüne dayanarak şu tespitleri yapmaktadır: “Çoğulculuğu sağlamak, korporatizm riskini önlemek için yargıç ve savcı olmayan üyelerin de HSYK içinde olması benimsenebilir. Fakat bu üyelerin hangi oranda yer alacakları, seçimlerinde kimlerin nasıl rol oynayacakları önem kazanmaktadır…. Bu yetkinin yasama organına verilmesi gereklidir, fakat bağımsız ve dolayısıyla tarafsız bir yargı sağlayabilmek için kendi başına yeterli bir unsur değildir. …çoğunlukçu değil çoğulcu bir demokrasiye dayanmak için başka bazı güvenceleri de öngörmek gereklidir…yasama organı tarafından HSYK’ya seçilecek üyelerin sayısı sınırlı tutulmalıdır, yargıç ve savcıların kendi aralarından seçecekleri üye sayısı büyük çoğunluğu oluşturmalıdır. Ayrıca yasama organının üye seçme usulü iktidar partisinin tek elinde bir atamaya dönüşmemelidir, iktidar partisi Meclisteki muhalefet partileriyle uzlaşmak zorunda olmalıdır.” 2017 Anayasa değişiklikleriyle bu önerilerin tam tersi yapılmıştır. İlk olarak yasama organı adalet bakanı ve müsteşarı dışındaki toplam 11 üyenin 7’sini, yani 2/3’ünü seçmekle görevlendirilmiştir. İkinci olarak “yargıç ve savcıların kendi aralarından” üye seçmeleri olanaksız kılınmıştır. Üçüncü olarak “yasama organının üye seçme usulü iktidar partisinin tek elinde bir atamaya” dönüşmüştür. Dördüncü olarak, “iktidar partisi Meclisteki muhalefet partileriyle uzlaşma”sını tarafsız üyeler üzerinde değil, tam tersine politik taraflılığını ispatlamış üyeler üzerinde sağlamıştır. Bunun sonucu muhalefet partilerinin de onayıyla üyelerin tümüyle siyasallaşması olmuştur. Dolayısıyla yargı bağımsızlığının sağlanması için 2010 Anayasa değişiklikleri üzerinde dile getirilen önerilerin 2017 anayasa değişikliklerinden sonra da geçerliliklerini sürdürdüklerini söylemek mümkündür…)
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2278599
(11) “Şu hâlde, toplumu muzda sarsılmış adalet duygusunun ve yargıya güvenin yeniden filizlenebilmesi ve büyüyebilmesi bakımından yargı erkinin devletin diğer erklerinden bağımsızlığı noktasındaki gölgelerin üzerinden kaldırılarak erkler ayrılığı prensibinin demokratik yönetim sistemlerinde olduğu asli konumuna kavuşturulması ve denge üzerine bir denetim esasının hukuk düzenine yerleştirilmesini öncelemek gerekir.”
(12) Başlıca endişeler şunlardır:
Doç. Dr. Murat Sevinç: “Yargıdan yürütmeye geçiş, teminat rejimini etkiler”
https://t24.com.tr/yazarlar/murat-sevinc
Emekli Hakim Dr. Orhan Gazi Ertekin: “Bu tür geçişler yargı bağımsızlığına zarar verir”
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/orhan-gazi-ertekin
Prof. Dr. Yaman Akdeniz: “Görünüşte tarafsızlık da ihlal edilir”
https://bianet.org/yazar/yaman-akdeniz
Prof. Dr. Metin Günday: “Yargının kırıntısının kalmadığı bir dönem…”
Venedik Komisyonu: “Yargı üzerinde yürütme etkisi artmıştır”


