KONUK YAZARLAR

“HANE HALKINA YAPILAN TRANSFER HARCAMALARI”!..

Sayın Reisimiz ile Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek sağ olsunlar, fırsat buldukça milli gelirimizin kişi başına (yıllık) 18.000 ABD dolarına çıktığını söyleyerek ekonomimizin iyiye gittiği müjdesini veriyorlar…

Umarız öyledir, yalan söyleyecek değiller ya…

Dolayısıyla resmi rakamlara bir itirazımız olmadığından, onların üzerinden gideceğiz…

☆☆☆

2025 yılı itibariyle nüfusumuzun 87 milyona ulaştığı açıklandı.

Demek ki, Gayri Safi Milli Hasılamız: 87.000.000 x18.000 = 1.566.000.000.000 ABD dolarıdır.

(Bu uzun rakam bir trilyon beş yüz altmış altı milyar dolar olarak okunur.)

Maşallah!..

☆☆☆

Şimdi de bu resmi bilgiden yola çıkarak, bir kişinin payına aylık ne düşer onu hesaplayalım:

18.000:12 = 1.500 dolar…

Türk lirasına çevirelim: 1.500 x 43.13 = 64.701,75 TL

Bu miktar kişi başına düşen aylık gelir olduğu için hiç de fena bir para gibi gözükmüyor…

(Demek ki dört kişilik bir ailenin payına aylık: 258.804 TL düşmektedir.)

Bu paranın elinize geçen kısmının üzerindekini miktarı, hükümetler programlarına (ve tercih ettikleri öncelik sırasına) göre diledikleri gibi harcamaktadırlar…

Biraz daha basitleştirirsek:

Milli gelirden asgari ücretle geçinmek zorunda bırakılan ve bir kişinin çalıştığı 4 kişilik aileye asgari ücret olarak 28,075,50 TL ödenmekte, kalan 230.729 TL hükümetin elinde “devlet işleri” için (!) harcanmaktadır…

İşte zurnanın “zırt” dediği yer de burasıdır…

☆☆☆

Şimdi can alıcı soruya geçiyorum:

Aylık geliri (yoksulluk sınırı olarak belirlenen) 98.864.00 TL’nin altında olan; asgari ücretliler, emekliler, emekçiler ve işsizler ile çocukların payına düşen ve hakları olan paraların, gerçekte ne kadarı devlet işlerine harcanmaktadır ne kadarı har vurup harman savrulmaktadır?..

☆☆☆

Can yakıcı cevap az sonra rakamlarla karşınıza gelecektir.

Ancak şu hatırlatmayı yapmadan geçmek istemiyorum:

İktidar destekçilerinin bu soruya değil yanıt aramak, böyle harcamaların yapılmış olabileceğini akıllarından bile geçirdiklerine inanmıyorum!..

Bu yüzden konuyu biraz daha detaylandırmak gerektiğini düşünüyorum:

☆☆☆

Gelir dağılımındaki adaletsizlik” bir yana, paraların aranacağı asıl yerlerin, hükümetimizin “itibardan tasarruf olmaz” mantığı ile yaptığı harcamalar olduğunu belirtmeliyim.

Başlıyoruz:

*Sürekli ve yüksek olan ölçüsüz, şeffaf olmayan, önceliği bulunmayan ve (bakım, güvenlik, personel ve araç gibi) yurt içi harcama kalemleri (Örneğin; Cumhurbaşkanlığı külliyesi, yazlık/kışlık saraylar ve valilik/belediye “külliye” projeleri.);

*Araç envanteri şeffaf olmayan ve bazıları kamu hizmeti dışında kullanılan makam araçları ve uçak filosu (lüks zırhlı makam araçlar, VIP uçuşlar için devletin geniş uçak filosu);

*Fonksiyonellik yerine gösteriş öncelenen kamu binalarındaki aşırı harcamalar (lüks iç dekorasyon, yüksek maliyetli tadilatlar, prestij odaklı mimari tercihler);

*İsraf eleştirisi alan tören ve organizasyonlar (milli bayram kutlamalarında yüksek bütçeli etkinlikler, açılış törenleri, uluslararası zirveler için yapılan geçici harcamalar);

*Hesap verilebilirliği yok denecek kadar zayıf olan kamu vakıf ve derneklerine aktarılan kaynaklar (denetimi sınırlı vakıflar, kamu-vakıf adı altında yapılan harcamalar);

*Kiralama ya da ortak kullanım seçenekleri değerlendirilmeden yurt dışında çok pahalı bölgelerde satın alınan temsilcilik binaları (büyükelçilik ve başkonsolosluk binaları, lüks onarım ve yenileme harcamaları);

*Türkiye’nin kendi sosyal ihtiyaçları sürerken “geri dönüşü belirsiz” olan yurt dışına yapılan belirsiz ölçekli hibeler (Afrika, Orta Asya ve Balkan ülkelerine; altyapı, bina, araç ve nakdi yardımlar);

*Etki–fayda analizi çoğu zaman kamuoyuna açıklanmayan uluslararası organizasyon ve sponsorluklar (fuarlar, EXPO organizasyonları ve tanıtım kampanyaları);

*Yüksek harcamaya rağmen ölçülebilir itibar artışı bulunmayan uluslararası medya ve algı çalışmaları (yurt dışı PR firmaları, tanıtım ajansları ve devlet destekli medya projeleri);

Ve:

* “Bankamatik memurları” ile AKP’li belediyelerin yandaş dernek ve vakıflara aktardığı akla durgunluk veren yardımlar, israfı neredeyse kurumsal hale getirmiştir….

(Ekrem İmamoğlu, İBB’yi 2019’da devraldığında “gerçekleşmiş (mevcut) borçların” yaklaşık 28,8 milyar TL olduğunu; devam eden projelerden doğan yükümlülüklerle birlikte toplam yükümlülüğün 52 milyar TL’ye ulaştığını açıklamıştı. Ancak 2025 yılı sonunda sıfırlanabilmiş olan borçlar, israf konusunda yeterince fikir vermektedir…)

☆☆☆

Aylık geliri, yoksulluk sınırı olan 98 bin 864 lirayı ulaşmayan/hiçbir zaman da ulaşamayacak olan, bugünlerde Kent Lokantaları kuyruklarında bekleyen sayın vatandaşlarımızın; hakkı olan/onlara ödenmesi gereken ve milyar dolarlarla ölçülen paraların, nerelere/nasıl harcandığının bir bölümünü az yukarıda gösterdim…

Devletin zorunlu harcamalarına bir şey diyen yok!..

☆☆☆

Bir iki bölüm daha göstererek bu tatsız konuyu kapatalım diyorum.

Yönetimin beceriksizliği yüzünden, Merkez Bankası’nın rezervleri tükendiği için çözüm olarak Kur Korumalı Mevduat sistemine geçildiğini unutmuş olamazsınız.

*Bu uygulama ile parası olan küçük bir azınlığa 2,7 trilyon TL ödemede bulunulmuştur.

*Dışarıdan gelecek olan “sıcak para” faizi için de 2026 bütçesinden 2,1 trilyon TL (58,9 milyar dolar) ayrılmıştır…

2026 yılı için toplam gelirimizin 12,8 trilyon liraya bağlandığını akıldan çıkartmayınız…

(2025 yılında ise toplam bütçe 14,7 trilyon lira iken, faiz giderleri 2 trilyon 54 milyar TL olarak gerçekleşti; eğitime 1,9 trilyon, sağlığa ise ”1,1 trilyon lira harcandı…)

☆☆☆

Unuttuğumu sanmayınız, iki kişiden birinin canını daha fazla sıkmak istemediğimden devam etmek istemiyorum; yoksa daha birçok israf kalemi sayabilirim.

Son bir israf kalemini de söyleyerek bitiriyorum:

*“Deli Dumrul” kıssası ile özdeşleşen “garanti ödemeleri”ni hatırladınız mı?

Nasılsa garantilidirler, bir iki cümle ile de onlara dokunalım:

*Yap-İşlet-Devret (YİD) ve Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri kapsamında gerçekleşmeyen taşıt geçiş garantileri için yaklaşık 101,3 milyar TL ayrılmıştır.

Şimdi asıl müjdeli haberimi vererek bitiriyorum:

Bu ödenek, 2026 bütçesi içinde, sanki siz sayın vatandaşlara transfer ediliyormuş gibi: “Hane Halkına Yapılan Transferler” veya ilgili transfer kalemleri içerisinde yer almaktadır…

Nasıl ama!?..

Ben son derece zekice buldum…

☆☆☆

*Yandaş şirketlerin 2013–2023 arasında yaklaşık 7,5 milyar TL vergi borcu ve cezası silindi; bunun ne demek olduğunu anlamıyorum diyemezsiniz.

Şirketlerin ödemesi gereken vergi silinince, parayı sizin ödeyeceğiniz bellidir!

Başka bir söyleyişle, size ödenmesi gereken paralar ödenmeyerek, özel şirketlerin vergi borcuna mahsup edilecektir!

Hiç sordunuz mu: Yandaş şirketlerin vergi borcunu biz niye ödüyoruz?

Bu son ödemeye yandaşlar da dahil edilmiştir…

☆☆☆

*Peki, toplanma olanağı olduğu halde tahsil edilmekten vazgeçilen (vergi istisnası, vergi muafiyeti, vergi indirimi, KDV istisnası ve kurumlar vergisi teşvikleri) 768 milyar TL’yeihtiyacımız yoktu” diyebilir misiniz?

Emekliler-asgari ücretliler çöplerden yiyecek toplayacak kadar fakirleşmişken, şirketlere vergi muafiyet ve istisnası getirmek hakka reva mıdır?..

☆☆☆

Bence de her şey gayet güzel ve zekice kurgulanmıştır…

16,3 milyonu bulan ve bu dönemde ömürleri bayağı artan emeklilere:

Verin yetkiyi, görün etkiyi” dediler.

Siz de:

Verdiniz yetkiyi, gördünüz etkiyi!..

Av. Cemil Can

 

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir