SONUNDA HEPİMİZİ “GİZLİ TANIK” YAPTILAR”!..
“Tek adam rejimi”nin en büyük sakıncası, tek adama en yakın adamın bile, tek adama hatalı kararlar alındığını söyleyememesidir.
Başka bir söyleyişle; hatalı kararların “doğrudur” diyerek desteklenmesi, tek adam rejiminin çıkmaz sokağıdır…
Doğru olmadıklarını bile bile bu tür kararları uygulamak ise, ülkeye yapılabilecek kötülüklerin en büyüğüdür…
İnsanlığın yararına olan kazanımların ve değerlerin bir çırpıda çöpe atılmasıdır…
Ülkenin geleceği için, korkunç bir yıkımdır…
☆ ☆ ☆
Ne yaşanıyor ve nasıl yaşanıyor olursa olsun, tarihin doğru tarafında durmak erdemdir, yurtseverliğin gereğidir.
“Doğruya doğru, eğriye eğri” demek için ne uzman olmak, ne de özel bir eğitim almak gerekiyor.
Tarafsızlığı korumak ve bilimsel yöntemlerden ayrılmayarak muhakeme yapmak yeterlidir.
Toplum olarak bu yeteneğimizi henüz kaybetmemiş olmak, tek tesellimiz olarak kayıtlara geçirilebilir…
Aklımızı henüz kaybetmedik, çok şükür…
☆ ☆ ☆
Olayların açık tanığıyız:
Tek adamım, çeşitli iç ve dış nedenlerle sallantıya giren iktidarını korumak için giriştiği hamleler milyonları sokağa döktü.
“Kutuplaştırma siyaseti” (1) ile iktidarı ele geçiren ve 23 yıl boyunca halk için kayda değer bir icraat yapmadan/yapamadan iktidarını sürdürmeyi “başaran” Erdoğan, yolun sonuna geldi…
Zaman içerisinde çağdaş hukuk ilkelerini, evrensel değerleri ve Cumhuriyetin kazanımlarını aşındırarak itibarsızlaştıran AKP iktidarları, bu arada “sessiz devrim” olarak isimlendirdikleri Cumhuriyet karşıtı bir devrimi de hayata geçirmeye çalıştılar.
Fetullah Gülen ile başlayan, diğer Siyasal İslâmcı cemaat ve tarikatlarla devam eden koalisyonların, her fırsatta bir karşı devrim adımı attığını söylemekte bir yanlışlık yoktur…
☆ ☆ ☆
AKP iktidarının sona erecek olması, en çok da koalisyon ortaklarını korkutmaktadır.
Yürürlükteki yasalarımıza göre, varlıkları bile başlı başına “örgütlü suç” teşkil eden bu yapılar, olası bir iktidar değişikliğinde elde ettikleri mevzileri kaybedecekler ve sudan çıkmış balık misali çırpınıp duracaklardır…
Temel korkuları bundandır.
Bugüne kadar işlemiş oldukları suçların hesabını veremeyecek olan bu kesimin, demokratik yollardan iktidarı halka iade etmesi, öyle kolay ve sancısız olmayacaktır…
Bu yüzden AKP tabanı razı olsa bile, suçluluğun telaşı içerisindeki bu kesimin, direnç göstereceğini tahmin etmek zor olmasa gerekir.
İktidar ortakları, rejimi daha da otoriter hale dönüştürerek, muhalefeti geriletmeyi bir strateji olarak düşünüyor olabilirler; bu yüzden her türlü provokasyonu yaparak; olağanüstü hal, sıkıyönetim ve giderek de iç çatışmaları gündeme taşıyabilirler…
Bütün bu olasılıklara karşı hazırlıklı ve tetikte olmak gerekir.
İlk yapılacak olan iş:
Her türlü kışkırtıcılığa karşı uyanık olmak ve oyuna gelmemektir.
Bir canlı örnek verebilirim:
CHP ve diğer muhalefet partileri ile siyasi baskı gruplarının bir araya gelerek protesto gösterileri yaptıkları Saraçhane Belediyesi önündeki bazı grupların; Bozdoğan Kemeri önünde bekleyen polislere havai fişek ve maytap atmaları son derece tehlikeli ve sonuçları kestirilemeyen olaylara sebebiyet verebilirdi…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i böyle bir girişimi öngörüp, hızlı bir şekilde önleme becerisini gösterdiği için kutlamak gerekiyor…
Bu fırsattan yararlanarak 85 milyon Türk halkına sağduyuyu kaybetmemelerini, kışkırtıcı eylemlere katılmamalarını; Anayasanın ve yasaların izin verdiği ölçüde toplantı ve gösteri haklarını kullanmaları gerektiğini hatırlatıyorum…
☆ ☆ ☆
Şimdi gelelim son günlerde yaşadıklarımızdan yaptığım nesnel tespitlere:
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun CHP’nin Cumhurbaşkanı aday adaylığını ilân etmesi ile başlayan süreçte, yaşadıklarımızın; hukukla, bilimle ve akılla bağdaşmayan yönleri vardır:
Bunların başında, hukuka aykırı olarak üniversite diplomasının “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleri ile iptal edilmesi (2) gelir.
Öncelikle vurgulamam gerekir ki, bu hatalı kararla idare hukukunun “yetkide ve usulde paralellik ilkesi” (3) ihlâl edilmiş olmaktadır.
Bununla da kalınmamış, idari işlemin geri alınması için öngörülen 60 günlük süre kuralına da (4) uyulmamıştır.
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, bu diploma iptal kararı ile yerleşik olan ve dünyanın her tarafında uyulan/saygı duyulan “kazanılmış (müktesep) hak” (5) kavramını da ayaklar altına almıştır…
Bu kararın ne kadar hatalı ve saçma bir karar olduğunun en çarpıcı kanıtını gösterebilirim:
35 yıl önce (1990 yılında) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapan ve diplomaları iptal edilen 28 kişinin arasında bulunan Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü Başkanı Prof. Dr. Naciye Aylin Saybaşılı‘nın da vardır. (6)
İstanbul Üniversitesi’nin –yok hükmündeki– bu kararının eğer hukuki bir değeri olsaydı:
Doktora çalışmalarını Sorbonne Üniversitesinde gerçekleştiren Sayın Prof. Dr. Saybaşılı’nın 2000’lerin başından bu yana (25 yıl) ders verdiği ve başarılı kabul edip bir üst sınıfa geçirdiği, ardından da mezun olan on binlerce öğrencisinin diplomalarının da aynı gerekçe ile iptal edilmesi söz konusu olması gerekirdi!..
Böyle bir gelişme görmeyeceğiz!..
☆ ☆ ☆
Konunun iyice anlaşılması için bir örnek daha vermek istiyorum:
Örneğin; bir arazi satın almak üzere satıcı ile tapu müdürünün önüne gidiyorsunuz; bütün işlemler tamamlanıyor ve satış akdi (sözleşmesi) alıcı-satıcı ve tapu müdürü tarafından imzalanıyor. Meğer, bir soruşturma nedeniyle tapu müdürü görevinden alınmış fakat henüz kendisine bu karar tebliğ edilmemiş olsun. Siz tapunuzu aldıktan 30 yıl sonra, idare müdürün görevden alındığı sırada sözleşmeyi imzaladığını, gerçekte yetkisinin bulunmadığı söylenerek sizin tapunuzun iptal edildiğini düşünün. Tapu senedine imza atan müdür o tarihte görevden alındığı için yetkili değilmiş ve bu yüzden tapuyu iptal ettik denebilir mi?
Kazanılmış hak, böyle durumlar için hukuka sokulmuş bir kavramdır…
İdarenin -varsa- bir kusuru yüzünden, vatandaşın kazanımlarına zarar verilemez, vatandaşlar mağdur edilemez…
☆ ☆ ☆
Diploma iptal etme saçmalığı üzerine yaşanan gelişmeler ise daha saçmadır:
19 Mart 2025 tarihinde Ekrem İmamoğlu ve 100’den fazla kişi gözaltına alınmıştı, çoğu bu sabah tutuklandılar.
Şimdi gizli olması gereken bu “soruşturma” sürecindeki hukuka aykırı gözlem ve tespitlerimi aktarıyorum:
Özellikle son birkaç günde “yandaş” olarak bilinen (TRT Haber, A Kanal, CNN, AKİT TV gibi..) kanalların, haber ve programlarını dikkatlice izledim.
Henüz görevli avukatların bile ulaşamadığı ve zaten şüphelilerden saklanan suçlamaların tamamı, bu kanallardan tek tek ifşa edilerek, “soruşturmanın gizliliği ilkesi”ni (7) ihlâl edilmiştir…
Basın Kanunu ve Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) mevzuatının öngördüğü; devam eden davalar hakkında “tarafsız” ve “önyargısız” haber yapılmasını sağlama görevi (8) de yerine getirilmemiştir…
☆ ☆ ☆
O kadarı ile kalınsa öpüp alnımıza koyabilirdik:
Soruşturma savcılarından elde edildiği tartışmasız olan belgelerde, şüpheliler hakkındaki ithamlarda kesin tespitler yapılmış gibi ifadeler kullanılarak “itibar suikastı” yapılmıştır…
İmamoğlu’ndan, “örgüt lideri” olarak söz edilerek, ileride açılacak davada, ancak mahkemenin vereceği karar sonunda kullanılabilecek bir niteleme, peşin olarak kullanılmakla, teknik adı ile “fonksiyon/yetki gasbı” (9) olan bir hamle ile mahkemenin “görev ve yetki” alanına girilmiştir.
Bebek katili olan PKK lideri Abdullah Öcalan’a “sayın” ve “kurucu lider/irade” şeklinde hitapların yapıldığı günlerde, Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na “suç örgütü lideri” olarak kamuoyuna gösterilmesi, Türkiye’ye özgü bir trajikomedi olsa gerekir…
☆ ☆ ☆
Bir başka tespitim de şu olmuştur:
Soruşturmada şüpheliler peşinen suçlu ilân edilerek “masumiyet ilkesi” (10) ihlal edilmiştir.
Hiç gerekmediği halde, 4 gün emniyet nezaretinde, sağlıksız bir ortamda uykusuz bırakılarak, stres altında adeta peşinen cezalandırılmakla insan hakları ihlâli yapılmıştır…
Yargılama usul kurallarına uyulmadığı ve yargı organlarının “bağımsız ve tarafsızlığı” tartışılır halde olduğu için şüphelilerin “adil yargılanma hakkı” (11) da ihlâl edilmiştir…
☆ ☆ ☆
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saray’da düzenlediği iftar yemeklerinde yaptığı konuşmalarda, CHP içerisindeki siyasi rekabeti kışkırtacak şekildeki söylemleri ise hiçbir şekilde kabul edilemez…
Soruşturma aşamasında, şüpheliler hakkında olumsuz algı yaratacak şekilde ifadeler kullanarak
Anayasamızın 138. maddesi (12) ile Türk Ceza Kanununun 288. (13) maddeleri açıkça ihlâl edilmiştir…
☆ ☆ ☆
Ve nihayet:
Televizyon haberlerinden duyduk ki, İmamoğlu’nun tutuklanması için “gizli tanık” ifadelerine itibar edilmiştir!
FETÖ icadı olan bu “gizli tanık” (14) kurumunun daha pek çok kişinin canını yakacağı anlaşılmaktadır.
Peki, gizli tanıklar ne demişler acaba, hiç merak ettiniz mi?
Ben öğrendim.
Bütün cümlelerinin sonu “duydum” ve “duymuştum” ifadesi ile bitiyor…
Kimden duymuşlar, o duydukları kişilerin ifadesi alınmış mı, yoksa onlar da mı bir yerlerden mi duymuşlar, burası belli değildir ama ifadeler tutaklanma için yeterli delil sayılabilmiştir…
Duyum üzerine insanlar özgürlüklerinden oluyorlarsa vay halimize, Cumhuriyetimizin 100. yılında neredeeeeeeeeeeeen nereye geldik!..
Sıkı durun:
Biz de gizli tanıklardan bir şeyler duyduğumuza göre, bizim sıfatımız da artık “gizli tanık” olmuştur…
Şaka yapmıyorum, bu haberleri dinleyen herkes gizli tanıktır!..
Gizli tanıklığımız kutlu olsun!..
☆ ☆ ☆
Ekrem İmamoğlu ile arkadaşlarına yöneltilen suçlamalara bakıyorum da benzer suçlamalar 23 yıldır AKP’li yöneticilere karşı yapılmaktadır.
Psikolojide, bireyin kendi duygu ve düşüncelerini başka insanlara veya dış dünyaya yansıtması veya kendine yöneltilen suçlamaları başkasına atarak kendini savunması olarak ifade edilen bir kavram vardır.
Buna “projeksiyon” (yansıtma) (15) diyorlar.
Bireylerin kendi kabul edilemez düşüncelerini, duygularını veya eğilimlerini başkalarına atfetme süreci yaşanıyor gibime geliyor…
İnanıyorum ki, İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine en çok diploması olmayanlar sevinmiştir; sorsanız yoklukta eşitlendiler…
Yolsuzluk yapmakla itham edilen İmamoğlu’nun tutuklanmasına çok çoook sevinen bir diğer kesim de; 23 yıldır taraftarı oldukları siyasi iktidarın benzer ithamlarla suçlanması altında ezilenlerdir…
Türk halkına yapılan insafsız kötülüklerden biri de; bazı insanların “yoklukta eşitlenerek” mutlu olabileceklerine inanmaları ve bu tiplere duygu sömürüsüne alabildiğine açık olmalarıdır…
Katılırsınız, katılmazsınız; bunlar benim kişisel-nesnel tespitlerimdir…
☆ ☆ ☆
Yaşadığımız 4 günün maliyetine gelince:
Doğrusunu söylemek gerekirse bayağı ağır oldu:
11.2 milyar dolar para hazineden eksildi.
Merkez Bankasının 26 milyar doları uçtu.
Döviz 36 liradan 42 liraya sıçradı.
Borsadaki işlemler iki kez durduruldu; şirketlerin değeri 2 trilyon TL eridi...
Değdi mi?…
☆ ☆ ☆
Yine de anayasal toplantı ve gösteri hakkını (16) şiddete bulaşmadan kullanan göstericilerin, Cumartesi akşamı Saraçhane’de verdikleri görüntüleri, (17) demokrasimizin gelişmesi açısından umut verici buluyorum…
Demokrasi, uğrunda mücadele edilerek, emek verilerek kazanılır/hak edilir…
Kutlu olsun…
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR
(1) Kutuplaştırma Siyaseti, siyasi tutumun veya tavrın merkezden uzaklaşarak ideolojik aşırılıklara doğru ayrışmasıdır. Türkiye siyasi rejimine ârız olan en önemli hastalık kutuplaştırma siyasetidir. Bu hastalık geçmiş dönemlerde de zaman zaman görülmüş olmakla birlikte, son yıllarda, özellikle iktidar blokunun bilinçli tercihi ile had safhaya ulaşmıştır.
https://www.perspektif.online/kutuplastirma-siyaseti/
(2) Yokluk ve Açık Hata, yokluk, açık hata ve hile hallerinde idare hukuka aykırı idari işlemi her zaman geri alabilir. Açık hatayı mevzuatın yoruma ihtiyaç göstermeyeceği hallerde yapılan hata olarak tanımlayan görüşün aksine, işlemin muhatabının fark edebileceği hata olarak tanımlayan ve hileye yaklaştıran dar anlamdaki yorumunun hakkaniyete uygun olacağı baskın görüştür.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/788972
(3) Yetkide ve Usulde Paralellik İlkesi, idare hukukunda temel bir ilkedir ve şu anlama gelir:
- Yetkide Paralellik:
- Bir işlemi yapmaya yetkili olan makam, aynı işlemi geri almaya, değiştirmeye veya kaldırmaya da yetkilidir.
- Örneğin, bir belediye başkanı tarafından verilen bir ruhsat, yine aynı makam tarafından iptal edilebilir.
- Usulde Paralellik:
- Bir idari işlem hangi usullerle yapılmışsa, aynı usullerle geri alınmalı veya değiştirilmelidir.
- Örneğin, bir yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiyse, aynı şekilde yayımlanarak yürürlükten kaldırılmalıdır.
Bu ilke, idari işlemlerin hukuki güvenlik ve tutarlılık içinde yapılmasını sağlar.
(4) Kesin ve yürütülebilir hale gelen hukuka aykırı bir işlem, ilgilinin dava açma süresi (genellikle 60 gün) içinde idare tarafından geri alınabilir.
- 60 günlük süreden sonra, işlem kazanılmış hak doğurmamışsa geri alınabilir.
- Ancak, kazanılmış hak doğurmuşsa (örneğin, bir memurun atanması gibi), bu işlem süre sınırı olmaksızın geri alınamaz.
(5) Müktesep Hak (Kazanılmış Hak), kişilerin yürürlükteki hukuk kurallarına uygun olarak kesinleşmiş ve kendilerine tanınmış haklarını ifade eder.
Müktesep Hakkın Temel Özellikleri:
- Hukuka Uygunluk:
- Hak, hukuka uygun olarak doğmuş ve kesinleşmiş olmalıdır.
- Geri Alınamazlık:
- Genel kural olarak, müktesep haklar idare tarafından geri alınamaz veya kişinin aleyhine değiştirilemez.
- Hukuk Güvencesi:
- Kişiler, müktesep haklarını kaybetmemek için dava açabilir veya hukuki yollara başvurabilir.
(6) https://avesis.gsu.edu.tr/aataay
(7) Soruşturmanın gizliliği ilkesi, Türk Ceza Kanunu’nun 285 inci maddesinde yer alan gizliliğin ihlali suçu olarak düzenlenmiştir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/790044
(8) 6112 SAYILI YASA
Yayın hizmeti ilkeleri
MADDE 8 – (1) Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere uygun olarak sunarlar. Yayın hizmetleri;
…
c) Hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz.
…
ç) İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez.
…
e) Irk, renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, engellilik, siyasî ve felsefî düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez.
…
ı) Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz; haberin verilişinde abartılı ses ve görüntüye, doğal sesin dışında efekt ve müziğe yer verilemez; görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur.
…
i) Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilân edilemez veya suçluymuş gibi gösterilemez; yargıya intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamaz.
…
k) Siyasî partiler ve demokratik gruplar ile ilgili tek yönlü veya taraf tutar nitelikte olamaz.
(9) Fonksiyon/yetki gasbı, Yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarının görevleri bellidir. Bu organlardan herhangi birisi kanunen yapamayacağı bir işlevi yapar ve diğer organın görevine taşarsa, forksiyon gasbı olur. Aynı fonksiyon içindeki birimlerin de yetkileri bellidir. Bunların aşılması veya başka bir birimin yetkilerinin kullanılması halinde yetki gasbı söz konusu olur. Örneğin dekanın ve rektörün yetkileri yasa ile sayılmıştır. Birinin diğerine ait yetkileri kullanması fonksiyon gasbı sayılır ve yok hükmündedir…
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3296853
(10) Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. Maddesinde suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair hüküm ile de güvence altına alınmıştır. Lekelenmeme hakkını da içerisinde barındırır.
https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/masumiyet-karin20241915327789.pdf
(11) Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 36. maddesi ile güvence altına alınmış bir haktır.
MADDE 36–Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma “ile adil yargılanma” hakkına sahiptir.
(12) ANAYASA
A. Mahkemelerin bağımsızlığı
Madde 138–Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
(13) TÜRK CEZA KANUNU
Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs
Madde 288– (Değişik: 2/7/2012-6352/93 md.) (1) Görülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada, hukuka aykırı bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, elli günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.
(14) Gizli tanık: Bir FETÖ icadı olan “gizli tanıklık” kurumu, Ceza Muhakemesi Kanunu m.58’de düzenlemiştir. İddiaya konu suçla ilgili bilgi ve görgüsü bulunan gizli tanık, kendisinin veya yakınlarının can güvenliklerinin sağlanması amacıyla kimlik bilgileri saklı tutularak veya duruşmada sanık ve avukatının yokluğunda dinlenebilecektir. Bilgisi ve görgüsü olduğunu söylediği bir suç hakkında can güvenliği gerekçe gösterilerek, somut tehlikeye karşı korunması yerine tanığın mahkemece gizli şekilde beyanının alınması, “silahların eşitliği”, “dürüst yargılanma hakkı” ve “delillerin herkesin huzurunda tartışılıp değerlendirilmesi” ilkelerini ihlâl etmektedir.
https://medya.barobirlik.org.tr/barowebsite/uploads/50/dergi/sayi1/11.pdf
(15) Psikolojide yansıtma (projeksiyon), bireyin kendi iç dünyasındaki kabul edemediği duygu, düşünce veya arzularını başka birine atfetmesidir. Sigmund Freud’un tanımladığı bu savunma mekanizması, bilinçaltında oluşan çatışmaları hafifletmek için geliştirilir. Kişi, kendi eksikliklerini, kusurlarını veya olumsuz yönlerini dış dünyaya yansıtarak bir tür psikolojik rahatlama sağlar.
https://psikomental.com.tr/psikolojide-yansitma-projeksiyon-nedir/
(16) B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
Madde 34–(Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.